18 Haziran 2010 Cuma

O Anlar

O anlarda...
Ağzımdan ateş tadında sözler çıkarken
gözlerim deli deli bakıyor
herkes bunun nedenini kızgınlık sanıyor
oysa bu yanmanın nedeni yürekteki yalnızlığın sıcaklığı
öyle bi sıcaklık ki
ne su fayda ediyor etkisini azaltmaya
ne de rüzgar dindiriyor öfkesini
sadece yüreği kaya parçasına dönüştürmek serinletiyor

o anlarda
aklımın kalbimle işbirliği yapıp,
unutulası yerlerde,kişilerde takılı olduğunda,
diliminse hayata dönük yaşamaya devam ettiği anlarda,
kabuk bağlayarak sığınıyorum kendi içime
içimden dışarıya kaçmak isteyen tutsaklar...
ben onları engelleyen gardiyan zalimliğine bürünüyorum

ve hayattaki her yeni kıpırdanma anı
tehlikenin varlığına işaret ediyor
öyle bir tehlike ki beni benden uzaklaştırır,
en yakınımdakileri en uzak,en uzaktakileri en yakın yapmak ister
hep imkansızın peşinde sürükler götürür beni,
ufkun ötesine ulaşmak için
işte bu tehlike,
ki halk arasında aşk deniyor kendisine,
göçmen bir kuş hale getirdi beni;uçmaktan yoruldum
artık yerleşik hayata geçmek istiyorum tüm benliğimle
bu yüzen tüm kapıları kapatıyorum her yeni heyecana,
her yeni tehlikeye.
kapının kilidiyse asabiyet

Ki bilmiyorlar asabiyet kalkanımdır tehlikelere karşı

Karşılıksız Af Dilemeler

aynı anda gibiyim
aynı mekanda,aynı fonda,aynı bende
aynı masada,gözlerim yine kağıtlarda
yanımda biri bitiveriyor
o da diğer insanlar gibi,sıradan
yani senden çok bambaşka biri
sonra hiç tanımadığım o insanla
içimden çok tanıdık bir mekanda
yalancı umutlar bahşeden fallara dalıyoruz
bana dair,bilincinde olmadan sana dair cümleler kuruluyor o masada.
fal işte diyoruz
fala inanma falsız da kalma,
gülüp geçiliyor

sonra düşünüyorum
anısı olan o masa şimdi ne kadar da renksiz,
ne kadar ruhsuz ve ne kadar
da bir tahta gibi tahta masa

bir zaman ki yine aynı masada
gözlerim kağıtlara dalmışken
yine biri yanaşıvermişti yanıma
ama o diğer insanlardan farklı olandı,
(hala da farklı olan)
ışıldayan gülümsemesiyle
içimi ısıtan sözler çıkmıştı dilinden
tatli dilin kabuk bağlamış kalbi de yumuşattığını görmüştüm o gün
ve yine o gün öğrenmiştim
insanın hayatında bir zamir değişikliğinin ne kadar mutlu edeceğini
bir "siz"den "sen"e geçmenin heyecanının
ne kadar da umut verici,
hayallendirici olduğunu

sonra böyle olmadığını da yaşadım gördüm o da ayrı mesele
işte bunu gördüğüm içindir ki
artık mekanlar anlamsız,sözler heyecansız,bakışlar kişiliksiz
gönül ise umutsuz,küskün hayata,sana,aşka
ama en çok da bana küskün
onu bu derece küçülttüğüm,hapsettiğim için
sonra anlamsız aflar diliyorum ondan
cevabı gelmiyor
ama onursuzluğun aşkın dışında kaldığı gün
o da beni affedecek biliyorum

Monolog İçindeki İsyanlar

Yorgunum hem de çok
Sevmekten yoruldum,düş kurmaktan,ummaktan,sonra üzülmekten, kinleşmekten, uzaklaşmaktan, düşkırıklığından,düşkünlükten...hepsinden yoruldum ama beni en çok yoran şey diyalogta olduğumu sandığım monologlarımmış,anladım
Günlerim sorularıma cevap,yalnızlığıma bir ortak aramakla geçiyor.Sessizliğimi bozmak için hep sesleniyorum değişen şeylere.Bazen sevgiliyi çağırıyorum vuslat için,bazen omzunda ağlamak için bir dostu.Kimi zamansa dünyaya bağırıyorum olanca gücümle:
"Dur dönme,hızına yetişemiyorum.Sen kendi etrafında turlar atarken ben içindeki labirentte kayboluyorum,dur artık."
Sonra zamana dönüyorum yüzümü,geç demek istiyorum
artık geçsin ve beraberinde götürsün bu bitmek bilmeyen kederleri,sızısı dinmeyen kalp ağrılarına son versin.Gelecekle,geçmişle,onla,onsuzlukla,şarkılarla,şiirlerle dertleşiyorum,ama yine de çıkamıyorum monologlardan,cevapları bulamıyorum sorularımın,işbirliği çıkmıyor bu yalnızlık suçunda bana.
Nihayetinde pes ediyorum konuşmaktan,bağırmaktan,dillendirmekten kendimi.Suskunluğa sığınıyorum terapi adına.
Ve hala monolog ruh alemindeyken ben,tüm asi duygularımı katlediyorum isyanları bastırmak adına.
içimdeki katliamla huzuru bulacağımı sanıyorum,aslında yanıldığımı bile bile.İstemiyorum bana ait bu duyguları katletmek ama nolur gidin siz de göçmen kuşlar hesabı bu mevsim başka diyarlara göçün,bir dahaki mevsimde görüşmek üzere

masal masal içinde..gerçekse aynadan sana sırıtıyor

Seni bir masalın içine yerleştirmek istiyorum.Kalp atışlarının karşılıksız,sözlerin anlamsız,gözlerinin nemli olmadığı bir masal bu.Kafanın içinde şüphelerin değil,geleceğe dair umutların oluştuğu bir dünya.Gözler birbirine değdiğinde heyecanların da karşılıklı anlaştığı bir anda ol istiyorum.O an ki her yer sessiz,her yer karanlık,her yer geçmişte.Bir tek gözler mum ışığı gibi parıldıyor ve yine bir tek nefeslerin sessiz haykırışları duyuluyor.
Biliyorum sen zaten böyle bir sığınak yaratmışsın kendine,her mutsuz anında ordasın,her bıkkınlık anında yine orda,her boşlukta ilk uğrak yerin yine orası.O küçük kutunda düne dair hesaplaşmalardan uzak,bugüne dair endişeleri kovmuş,gelecekten beklentileriyse geleceğe ertelemiş durgun bir denizin huzurundasın.Ama geçecek biliyorsun az sonra dalgalar vuracak denize ve kumdan yaptığın sığınağın da yıkılacak.Olsun,hangi kelebek ömrü bir gün diye uçmaktan vazgeçmiş,sen de huzur anlarından vazgeçmiyorsun.Hüzünleri almıyorsun içeriye o kutudan,sorun(lu)lar,küskünlükler,pişmanlıkalr hep dışarıda
Neticede açılıyor kutunun kapağı ve çıkıyorsun hayatın gerçeklerine ürkerek bakıyorsun.Ve görüyorsun ürkmekte haklıısn çünkü kutunda bulduğun bildiğin umduğun hiç bir renk yok bu hayatta.
Sen masallar içinde avuturken kendini gerçekler aynadan seninle dalga geçmekteler.
Ve şimdilerde hayatın ve aşkın güzelliğine dair tüm cümleler birer birer yalanlıyor kendilerini.
Olsun sen yine de kelebek olmaya devem et,kozanın içindeki mutluluklarını hayata taşı....

Hesap Defteri

Bir anda oldu
Duruldu dediğim kalp çırpındı adeta yerinden çıkmak için.Kozasını yırtmaya çalışan bir kelebek heyecanıyla...Gözlerimse vücuttaki hareket iradesini ele geçirmek istiyordu o sırada o yüze dönmek için.Ama o yüze dönmek yeniden geçmişe dönmek demekti.Yeniden acılar yeniden anlık mutluluklar,yeni gülüşler,yeni hayaller ve yeniden içimdeki kırıkların sesini duymam demekti.Bakmadım.Onu görmek o an her şeyin üstünde bir istek de olsa geçmişe perde çekip;geleceğe,umuda,mutlu olma ihtimaline odaklanmış ve de yalnızlığı göze almış at gözlüklerini çıkarmadım.Gözleri engelleyebildim de İÇimi titreten sesi duyma isteği,özlemini dindiremedim içimde.Adımlarım ağırlaşıp zaman yavaşlarken ismimi başkasından duymayı ilk kez bu kadar çok,ilk kez bu kadar yoğun istedim.O yoğun,özlemle yoğun o anda bile hiçbir şeyin olmayacağını bir ağaç yaprağını bile kıpırdatacak bi değişimin olmayacağını biliyordum.Biliyordum ki benim ruhumda yeni dinmeyen sızılar yaratan o an,başka hiçbir kimsede,hiçbir anda,hiçbir yerde silik bir iz bile bırakmayacak.
Etkilendiklerimin etkisizliğimi hissetmek...Hep edilgen cümlelerin öznesi olup hiç etkin cümle olamamak...Hep bekleyen olup hiç beklenmeyen.İşte bugünkü ben işte bugünkü burcunun hesap defteri

Duyarsızlık alanmımı genişletmeye çabalarken küskünlüklerim de artıyor.İçimdeki titreyişler yumuşak dokunuşlar beklerken,vakit onalra,bana kırbaçlarla acımasız vuruşlarla karşılık veriyor.
Aşka olan cesaretim,korkaklığa dönüşüyor (bir zamnlar cesaretim var mı aşka şarkısını mırıldayan bu sesin kalbi şimdilerde en korkaklar arasında),yalnızlığa sığınıyor.Sevilme isteğim,sevmemek mücadelesine;özlenmeye olan hasretim özlemsizliklere koşuyor

Tüm bildiklerim değişiyor,hayatımdaki baskın hisler silikleş,iyor.Düşler ötesinde bir uzaklığa gidiyor her şey.Çünkü düş kurmanı yasak olduğu gerçekler arasında unutuyorum düş kurmayı.Ve ben yalnız,sessiz,kıpırtısız,gözyaşısız,ruhsuz;yanımda onur,direnç,inatla yaşadığıma kendimi inandırmaya çalışıyorum (yaşadığımı sanıyorum)....

Beklediğim

Uzunca süre beklediğim kimi anları yaşatıyor hayat bu sıra bana.Ama hiç bir şey hissettirmiyor bu beklenen anlar bana artık .Oysa bir zaman vardı ki o anların gerçekleşme ihtimali bile içimi rahatlatır,sinsi bir gülüş yayardı yüzüme.Beklenenlerin olmasıyla sanki tüm gözyaşlarım kahkahaya dönüşecek gibiydi bana göre,atılan kördüğümler çözülecek,canımı yakan ateş beni ısıtırken birilerini yakacaktı artık ya dalgınlıklar coşkuya dönüşecekti guya...İşte oldu yani düşündüklerim somutlaştı ama hiç bir şey hissettirmedi,ne bir rahatlama ne bir oh olsun duygusu...hiç bi titreme yok içimde

Ve anlıyorum ki geçmişteki anlar ötesine geçme vizesini almışım nihayetinde.Ne güzel diyorum, gülümsüyorum ama birkaç kısa saniye sürüyor bu.çünkü sonra geleceğe de geçemediğimi fark ediyorum.Bazı isimsiz haller hala benim hayatımda şimdimi oluşturuyor.Şimdiye bağlanıp kalmışım.

Soruyorum kendime hangisi daha zor geçmişten kopamamak mı yoksa şimdiye bağlı kalmak mı?
Karşılaştırmalar yapıyorum bir yandan aklımda bir yandan kalbimde.Geçmişten kopamamak gününü hapsetse de (ki mişli zaman insanın kendi fikrini değil de başkalarının söylentisini ifade eder ; ama buna rağmen) geç-miş diyebilmek bile bir umut simgesiydi diyorum.Şimdiye bağlanmaksa belirsizlikler, dengesizlikler,çözümsüzlüklerle dolu.Diğer yandan şimdiye bağlılıkta sınırsız olarak bana ait tek şeyi,düş kurma özgürlüğümü sınırlıyor.Ne vakit bir başka diyara,bir başka zamana,bir başka bana gitmeye kalksam o isimsizlikler de yanımda bitiveriyor ve kalıplara sokuyor beni.Geçmişten kopmamaksa yaşanan en yoğun duygunun özlem ve pişmanlık olmasına neden oluyor.Ama en azından şu an yani şimdiye bağlıyken daha mahrem yaşıyorum hüzünlerimi ve mutluluk pozları verebiliyorum bakanlara karşı.Böyle daha birçok artı ve birçok eksi koyuyorum ikisinin de yanına.
Sonuç mu ne? Basit bir sonuçsuzluk.Hangisi daha zor bilmiyorum.Ama hiç kimsenin bana Gül Bahçesi Vadetmediğinin bildiğim halde dikenler arasından gülleri de görebilmek umudunu taşıdığım için kendini seviyorum artık

Sığ Hiçlikler İçinde

Dönülmez gidişlerin ortasındasın sen ben vazgeçilmez,beklentisiz uğurlamaların içinde.Gidiyorsun....
Sadece bakıyorum artık ardından.Öylesine...gözlerim gözlerine değmezcesine...içim kalbinle birlikte atmazcasına...öyle ruhsuz öyle sessiz öyle durgun ...ardından....
Artık ne yanında ne önünde ne karşında ne yüreğinde ne de aklına biliyorum.Sadece ardındayım ve yalnız benim gölgemi görüyorsun şimdilik birazdan o da silinip gidecek.
Ben ne mendil sallayabiliyorum -ki biliyorum dönüşü yok bu gidişin-,ne de bu gidişi kendi dirlişim haline getirebiliyorum.
Sanki bir gün batıyor ve ben onu izliyorum ve bekliyorum yeni güneşin doğacağı tan vakitlerini. Doğumumla ölümüm arasında sıkışmış bu noktada bir gün bitiyor ve sadece bir yerde bi çiziğin sesini duyuyorum ama acısını hissetmiyorum.Kalkma dürtüsü kıpırdanıyor içimde ama ben yine hareketsiz sırf gidişini izliyorum,denizi izler gibi.Mavinin derinliğine odaklanmış ama sığ bir hiçliğe sığınmış durumdayım.
bakakalmak,bakadurmak ...fiilerinin çekimlerini ancak şimdi anlıyorum.ardından bakakalınca...

9 Haziran 2010 Çarşamba

Emanet Duyguların Saklambacı

Emanet duygularım var sana karşı,sahiplenilmeyi bekleyen
-ki bu kimsesiz duygularım bana emanet sonsuzluğunda saklanıyorlar-
Bir de yerleşmiş hüzünler var içimde senden dolay-
Bedenim her yere,olan ama olmayan şu dünyaya;
Ruhum yalnızlığa,çırpınan yürekse bir tek sana ait
sesim duvarların sağırlığında,gözlerimse kör bir aydınlık içindeyken
Düşünülen sen,unutulmaya çalışılan yine sen
Sevilen de nefret edilen de
duyulan da duyarsızlaştıran da
affedilen de af dilenen de
çağrılan da yok olması istenen de sen
hepsi bir tek sen
en eksik olan yanım sen
en tam olan yanım da sen(sizlik)
Ben şimdi sen,sen şimdi başkası...

Ağlatanların Ardından Yeni Bir GÜLÜŞ

Yüzünde huzur buluyorum,sesinde sevecenlik gözlerinse yabancı yabancı bakıyor bana.Benim içinse şu sıra hiç kimse senden tanıdık değil ve hiç kimse bilmiyor yüzümü tek güldürenin sen olduğunu.Ağlatansa ne çok bi bilsen..Senden önce ne çok incindim ne çok reddedildim ve ne çok bakakaldım gidenin ardısıra.
Şimdi gökyüzündeki dilek tutabildiğim tek yıldızım sensin ama nolurr kayıp gitme çünkü korkuyorum milyonlarcası gibi bu isteğimin de reddedilmesinden.
Artık içinde bol sevmek,özlemek,gülmek,tanımak,tanışmak fiillerinin olduğu senden sonralı cümleler kurmak istiyorum ki sensiz cümleler çok bayatladı ve dilimi yakıyorlar.

Doğru ya ben kimim biliyor musun ki bunları yazıyorum sana.Sahi insan tanımadığı birisini sevebilir mi?Bilemem ama biz iki tanıdık olmasak da iki yabancı hiç değiliz.Yine de önce sen beni tanımalısın.Zira ben seni gözler birbirine değdiği an tanımıştım belki de ama sen sadece bakmıştın görmemiştin.Bekliyorum beni görecek misin diye belki de o gördüğün an tanıştığımız an olacaktır....
Yine de hayatın senden geleceğini ummak hakkını saklı tutuyorum kendime,o ana dek.Öyle hayat vaad ediyor ki bakışların belki bu vaadler bana değil ama etlkisinden de kurtulmak mümkün değil.
Yalnızlığından başka sığınağı olmayan ve senin onu bulmanı uman bu tanımadığının senden tek dileği ona bakman ve gülümsemen.....öyle ağlatanlar oldu ki..şimdi seninle gülme vaktidir ömrün