Alsan götürsen beni bitmeyecek yolculuklara
Limanım sen olsan fırtınalarda sığınacağım
İskeleden birlikte göz kırpsak hayata
Aşkın çapkın gülümseyişini seninle bulsam
Fakat hüzünlerimi paylaştığım da sen olsan
Şiirlerimi somutlaştıran
Ardımda kalanları bana unutturan
Ruhuma tek iyi gelen şey ...sen olsan...
Ben olsam eksiğini tamamlayan
Uğurlanan değil beklenen ben olsam
Rastlantılar getirse beni sana
Cezası bitse artık birbirimizi kaybetme suçunun
Uğrak yeri değil ikametgah olsa gönlün bana
hep olsan hiç tükenmesen içimdeki denizde...
25 Mart 2010 Perşembe
24 Mart 2010 Çarşamba
bir de sen varsın
Dallarda tomurcuklar gördükçe sen geliyorsun aklıma;o dallar ki eski yaprakları şimdi toprağın altında uyumaktalar.O dökülen sararmış yapraklar daldan kopmuş olsalar da köklerin dibinde beklemekteler.Bekleyişleri sonucunda bir zaman gelecek ki yok olup gidecekler bir daha görünmemek üzere.
Yürekten de sararmaya yüz tutmuş insanlar kayıp gidiyorlar mevsimi geldiğinde-ki o mevsim doğadaki gibi 3 aylık bölmelere ayrılmış değil malesef.Yine de zor olsa da kalbinden atıyorsun vakti gelenleri dökülmelerinin.Onlar da bir vakit duruyorlar kalbinle aklın arasında bir yerde, gördükçe sızıların oluyor,gördükçe üşütüyorlar seni,gördükçe yalnızlaşıyorsun ve sonra tamamen karışıyorlar tarih denen toprağın altına bir daha anımsanmamak üzere
Şimdi kuru dallar vaktindesin...Ne bir yaprak var dalında ne de açmaya hazırlanan çiçekler.Yalnızlığı haykıran ama güçlülüğü de temsil eden bir ağaç var sadece hayatında.
Bu aralarsa bakıyorum minik kıpırdanmalar üşüşüyor başıma.Hafif bir rüzgar hissediyorum ruhumun tenini yalayıp geçen.Canlılık veriyor o yel bana;ardından ıslatmayan ama yumuşatan yağmurun altında kalıyorum.Ne zaman tomurcuk açtığını hissedemediğim yüreğimde çiçeklerin açmaya hazırlandığını anlıyorum.Mutlu oluyorum yeniden güneşe kavuştuğum, yeniden yağmurla buluştuğum,yeniden kalabalığa karıştığım için.
Sonrasında mı?Bilmem ki ne olacak belki ömürlük bir baharın içine girmekteyim şu anda belki de hissettiğim sadece yazdan kalma bir kış günü olacak.
Tek bildiğim ileride bir gün senin için,içimdeki çiçek için diyebileceğim tek cümle:bir de o vardı...Bir de sen varsın şimdi.Hem öylesine hayatımdan uzaksın hem de öylesine hayatımın içinde...
Yürekten de sararmaya yüz tutmuş insanlar kayıp gidiyorlar mevsimi geldiğinde-ki o mevsim doğadaki gibi 3 aylık bölmelere ayrılmış değil malesef.Yine de zor olsa da kalbinden atıyorsun vakti gelenleri dökülmelerinin.Onlar da bir vakit duruyorlar kalbinle aklın arasında bir yerde, gördükçe sızıların oluyor,gördükçe üşütüyorlar seni,gördükçe yalnızlaşıyorsun ve sonra tamamen karışıyorlar tarih denen toprağın altına bir daha anımsanmamak üzere
Şimdi kuru dallar vaktindesin...Ne bir yaprak var dalında ne de açmaya hazırlanan çiçekler.Yalnızlığı haykıran ama güçlülüğü de temsil eden bir ağaç var sadece hayatında.
Bu aralarsa bakıyorum minik kıpırdanmalar üşüşüyor başıma.Hafif bir rüzgar hissediyorum ruhumun tenini yalayıp geçen.Canlılık veriyor o yel bana;ardından ıslatmayan ama yumuşatan yağmurun altında kalıyorum.Ne zaman tomurcuk açtığını hissedemediğim yüreğimde çiçeklerin açmaya hazırlandığını anlıyorum.Mutlu oluyorum yeniden güneşe kavuştuğum, yeniden yağmurla buluştuğum,yeniden kalabalığa karıştığım için.
Sonrasında mı?Bilmem ki ne olacak belki ömürlük bir baharın içine girmekteyim şu anda belki de hissettiğim sadece yazdan kalma bir kış günü olacak.
Tek bildiğim ileride bir gün senin için,içimdeki çiçek için diyebileceğim tek cümle:bir de o vardı...Bir de sen varsın şimdi.Hem öylesine hayatımdan uzaksın hem de öylesine hayatımın içinde...
21 Mart 2010 Pazar
olsa(n/k)
Kış bitti karlar toprağın altına gizlendi,güneş göz kırpıyor çocuklara oyunlara çağırmak için.Dışarıda hayat sarının,beyazın solgunluğundan yeşilin tazeliğine,pembenin canlılığına çalıyor;renk cümbüşü içinde buluyoruz yine kendimizi
Bahar dallarında heyecanlar yeşermek üzere...Kışın yorgunluğunu üzerinden atmış doğa yeniliklere umutla başlıyor
Ben sonbaharda dökülen yaprakları geçmişte bırakmışım ama
yeni yapraklar açmaya ne gücüm var ne umudum ne de cesaretim...
Oysa ne güzel gözler var karşımda ne umutlar vaat eden ne aşık eden ne güldüren ne kendisinde beni kaybeden... o gözler beni alıp götürecekten başka diyarlara ben somut gerçeklikten çıkmaya korkuyorum.Yine yeniden yeni baştan sevmeye kapılmaktan sonra kırılmaktan,gücenmekten korkuyorum.Cesaretin var mı aşka şarkısını zamanın birinde kişinin birisine ithaf etmişken şimdi kendim söyleyemiyorum;korkaklığımı itiraf etmekten çekindiğim için.
Ve o gözlerin sahibinden korkuyorum;çünkü biliyorum ki hayran olacağım ona yakınlaştıkça;bağlanacağım karanlıkta gözlerim gözlerine değdikçe;sesini duymak ruhumu titretecek... Benden çok bir o olacağım diye korkuyorum ve susuyorum ve susturuyorum içimdeki tüm çığlıkları ve bastırıyorum havalanmaya çalışan kelebeklerimi
Her şeye rağmen diyorum yine de olsa ne güzel olur...olsan ne güzel olurduk...
Bahar dallarında heyecanlar yeşermek üzere...Kışın yorgunluğunu üzerinden atmış doğa yeniliklere umutla başlıyor
Ben sonbaharda dökülen yaprakları geçmişte bırakmışım ama
yeni yapraklar açmaya ne gücüm var ne umudum ne de cesaretim...
Oysa ne güzel gözler var karşımda ne umutlar vaat eden ne aşık eden ne güldüren ne kendisinde beni kaybeden... o gözler beni alıp götürecekten başka diyarlara ben somut gerçeklikten çıkmaya korkuyorum.Yine yeniden yeni baştan sevmeye kapılmaktan sonra kırılmaktan,gücenmekten korkuyorum.Cesaretin var mı aşka şarkısını zamanın birinde kişinin birisine ithaf etmişken şimdi kendim söyleyemiyorum;korkaklığımı itiraf etmekten çekindiğim için.
Ve o gözlerin sahibinden korkuyorum;çünkü biliyorum ki hayran olacağım ona yakınlaştıkça;bağlanacağım karanlıkta gözlerim gözlerine değdikçe;sesini duymak ruhumu titretecek... Benden çok bir o olacağım diye korkuyorum ve susuyorum ve susturuyorum içimdeki tüm çığlıkları ve bastırıyorum havalanmaya çalışan kelebeklerimi
Her şeye rağmen diyorum yine de olsa ne güzel olur...olsan ne güzel olurduk...
18 Mart 2010 Perşembe
MASAL DİLEĞİ
Hayalkırıklıklarıyla dolu bir geçmişin üzerine inşa ediyorum şimdi seni,sana olan sevdamı.Ve sana her baktığımda senli olmanın imkansızlığı yetmiyormuş gibi,bir de geçmişin yaraları kanamaya başlıyor yeniden.Akıyor gözyaşlarım şimdinin üstüne ve geçmişle olan bağlantılar geleceğe set çekiyor
(Tek güzel şeyse sen...seni düşünmek...seni ummak...)
Ama hiç bir şey engelleyemiyor bu içimdeki kuş kanatları misali çırpıntıları...Ne geçmişteki pişmanlıklar,keşkeler durdurabiliyor bunu ne de gelecekteki beklentisizlikler...Engelleyemiyorlar zira ben seni zamansızlığın çıkımazında seviyorum.Zorlukların ortasında doğuyorsun kalbimde ve bu gönlümde gerçekleşen en güzel zaferim benim.
Umutlarımda hayalperest gerçeklik içinde geliyorsun bana,tutuyorsun elimi ve ben bulutlara dokunmuşçasına ürperiyorum;heyecandan.Bulutların mevcut olduğu mavi bir geleceğin içinde inançlı vaatler veriyorsun bana,bense sana tüm renklerin birleştiği beyazlıklar sunuyorum:
Her şeyi seninle yaşamak,hiçbir şeyi senle görmemek;incitanelerini seninle akıtmak üzüntülerde ve kahkahalarla şenlendirmek güzellikleri...seninle her şey güzel...
Sokak kaldırımlarında oturup dillendirilemeyen düşünceler içinde kaybolmak da hayata inat ıslıklar çalmak da seninle var,seninle güzel
Sevmek seninle güzel,sevilmek sensiz anlamsız.Düşler sen olduğun müddetçe gerçek,dünya sen olmadıkça boş
Şimdi ileride masala dönüşmesini istediğim bi şiir yaşıyorum seninle beraber,ki şiirler platonik duyguların,hüzünlerin tek sığınağı bu sıralar...
(Tek güzel şeyse sen...seni düşünmek...seni ummak...)
Ama hiç bir şey engelleyemiyor bu içimdeki kuş kanatları misali çırpıntıları...Ne geçmişteki pişmanlıklar,keşkeler durdurabiliyor bunu ne de gelecekteki beklentisizlikler...Engelleyemiyorlar zira ben seni zamansızlığın çıkımazında seviyorum.Zorlukların ortasında doğuyorsun kalbimde ve bu gönlümde gerçekleşen en güzel zaferim benim.
Umutlarımda hayalperest gerçeklik içinde geliyorsun bana,tutuyorsun elimi ve ben bulutlara dokunmuşçasına ürperiyorum;heyecandan.Bulutların mevcut olduğu mavi bir geleceğin içinde inançlı vaatler veriyorsun bana,bense sana tüm renklerin birleştiği beyazlıklar sunuyorum:
Her şeyi seninle yaşamak,hiçbir şeyi senle görmemek;incitanelerini seninle akıtmak üzüntülerde ve kahkahalarla şenlendirmek güzellikleri...seninle her şey güzel...
Sokak kaldırımlarında oturup dillendirilemeyen düşünceler içinde kaybolmak da hayata inat ıslıklar çalmak da seninle var,seninle güzel
Sevmek seninle güzel,sevilmek sensiz anlamsız.Düşler sen olduğun müddetçe gerçek,dünya sen olmadıkça boş
Şimdi ileride masala dönüşmesini istediğim bi şiir yaşıyorum seninle beraber,ki şiirler platonik duyguların,hüzünlerin tek sığınağı bu sıralar...
Meşru Sınırlarda
İçinde bağlar yoksa aşk değildir yaşadığın
Ve tüm istediklerin akıl dışıysa eğer aşkın en yoğun halindesindir
sonra vuslatı beklersin tüm benliğinle,tüm hasretinle
denizin durgunluğunda ufuktan geleceklere bakarcasına beklersin
sonra
sonra her fırtınada da vazgeçme niyetiyle ayağa kalkarsın
lakin öyle kuvvetlidir ki bu gelen rüzgar
direnemezsin,yenik düşersin aşkın yellerine
ve o an daha sıkı zincirler dolanır kalbine
mahkumiyeti delip geçemezsin
ve duygularına karşı en büyük yenilginde
aşka köle düşerken
maşuk dışındaki herkese karşı da özgürlük savaşını vermektesindir
hayattaki isyanların aslında aşkın kör sadakatine bağlanmaktan başka bi şey değil
bunu anlarsın,bilirsin de...
esaretin özgürlüğünden de vazgeçemezsin
zira bağlı olduğun tek şey de sana bağlı olucaktır
özgürlüğün tek meşru sınırındasındır artık
Ve tüm istediklerin akıl dışıysa eğer aşkın en yoğun halindesindir
sonra vuslatı beklersin tüm benliğinle,tüm hasretinle
denizin durgunluğunda ufuktan geleceklere bakarcasına beklersin
sonra
sonra her fırtınada da vazgeçme niyetiyle ayağa kalkarsın
lakin öyle kuvvetlidir ki bu gelen rüzgar
direnemezsin,yenik düşersin aşkın yellerine
ve o an daha sıkı zincirler dolanır kalbine
mahkumiyeti delip geçemezsin
ve duygularına karşı en büyük yenilginde
aşka köle düşerken
maşuk dışındaki herkese karşı da özgürlük savaşını vermektesindir
hayattaki isyanların aslında aşkın kör sadakatine bağlanmaktan başka bi şey değil
bunu anlarsın,bilirsin de...
esaretin özgürlüğünden de vazgeçemezsin
zira bağlı olduğun tek şey de sana bağlı olucaktır
özgürlüğün tek meşru sınırındasındır artık
inanmıyorum artık
Bitti...
Duyguların sözle bitmediğini anlamak nasıl zaman aldıysa ; içimde beni benden alıp götürmeye yetmeyecek bir sen kalmadığı bu noktaya gelmem de o kadar uzun sürdü.Öyle ki kendimden uzaklaştım,benliğimi reddetme sınırından döndüm.Bu varış noktasından öncesinde geçmişimde kaldığını haykıran sözleri dillendirdiğimde bile hala benle olduğumu itiraf ediyordum usulca,sessizce,gizlice,kendimce...
Bitti...
Şimdi içimi kıpırdatan misafir duygular yaşıyorum...Yine geçici olacak o kimse aklıma takılıyor, gönlüme düşüyor ara ara.Ben senin ardından gözyaşlarımın bıraktığı nasihatlere tutunuyorum.Her kim ki kapımı çalıyor artık biliyorum ki girdiği o kapıyı çarpmaya bile lüzum görmeden terk edip gidecek.İşte bundandır ki bakışlara dokunmuyor gözlerim artık, sözleri duyumsamıyor ve sebepsiz gülümsemelere izin vermiyor aklımın vesayetindeki kalbim.Bitti ve yeni yelkenlere başlamak istiyor...istemiyor...çünkü biliyorum artık öyle şeyler olmadığını
İnsanı sebepsiz mutlu edip içini titreten,gözünün ışıltısını parlatan,yüzüne ayrı anlamlar katan,insanın kendisini hep başkalaştıran o duyguların olmadığını biliyorum...hepsinin sahteliğini gördüm nicedir ve masallara inanma yaşını nihayet geride bıraktım
Duyguların sözle bitmediğini anlamak nasıl zaman aldıysa ; içimde beni benden alıp götürmeye yetmeyecek bir sen kalmadığı bu noktaya gelmem de o kadar uzun sürdü.Öyle ki kendimden uzaklaştım,benliğimi reddetme sınırından döndüm.Bu varış noktasından öncesinde geçmişimde kaldığını haykıran sözleri dillendirdiğimde bile hala benle olduğumu itiraf ediyordum usulca,sessizce,gizlice,kendimce...
Bitti...
Şimdi içimi kıpırdatan misafir duygular yaşıyorum...Yine geçici olacak o kimse aklıma takılıyor, gönlüme düşüyor ara ara.Ben senin ardından gözyaşlarımın bıraktığı nasihatlere tutunuyorum.Her kim ki kapımı çalıyor artık biliyorum ki girdiği o kapıyı çarpmaya bile lüzum görmeden terk edip gidecek.İşte bundandır ki bakışlara dokunmuyor gözlerim artık, sözleri duyumsamıyor ve sebepsiz gülümsemelere izin vermiyor aklımın vesayetindeki kalbim.Bitti ve yeni yelkenlere başlamak istiyor...istemiyor...çünkü biliyorum artık öyle şeyler olmadığını
İnsanı sebepsiz mutlu edip içini titreten,gözünün ışıltısını parlatan,yüzüne ayrı anlamlar katan,insanın kendisini hep başkalaştıran o duyguların olmadığını biliyorum...hepsinin sahteliğini gördüm nicedir ve masallara inanma yaşını nihayet geride bıraktım
15 Mart 2010 Pazartesi
Kışta Aşk, Aşkta Kış
yılın ilk karı
kar taneleri nazlı bir kız çocuğu
kar taneleri hafif bir rüzgar
aşk bazen ılık bir meltem
bazen sert bir fırtına olup gönlümde
kendinden başka ne varsa akılda alıp götürüyor
tüm bedenimde kendi hükümranlığını kuruyor
dışarısı beyaz bir battaniyeyle kucaklaşırken
ben aşkın çocuksuluğu,masumluğu,heyecanıyla ısınıyorum
öte yandan da şiddeti,asiliği,karşı konulamaz etkisi
tutsak ediyor beni kendisine
kar taneleri ufak,kar taneleri cılız
her biri hep aynı
her biri hep farklı
ben yine bir aşkın pençesinde
yine aynı teleşlarda
ama hep farklı heyecanlarda...
farklı gözlerin farklı derinliklerinde kayboluyorum
kar taneleri ateş koru
kar taneleri gülücük sebebi
gönül cam kırılganlığında,
duygularsa demir gibi güçlü
yok etmek için yaktığım ateşler
beni kavurdukça daha çok tutunuyorum aşka,sevdaya
ve bir kışa girerken aşık oluyorum
aşık olurken ruhum kışa dönüşüyor
kıştaki karamsarlık,umutsuzluk,yalnızlık var aşkımda
hem üşüyorum sıcak mevsimlere göç etme niyeti içinde
hem de soğuğun büyüleyiciliğinden kopup gidemiyorum
aşksızlığa ulaşamadım
aşk madalyasının bi yönündeyim şimdi
yüzü karanlıkta kalmış
güneşin bi gülümsemesini bekliyor yürek
kar taneleri nazlı bir kız çocuğu
kar taneleri hafif bir rüzgar
aşk bazen ılık bir meltem
bazen sert bir fırtına olup gönlümde
kendinden başka ne varsa akılda alıp götürüyor
tüm bedenimde kendi hükümranlığını kuruyor
dışarısı beyaz bir battaniyeyle kucaklaşırken
ben aşkın çocuksuluğu,masumluğu,heyecanıyla ısınıyorum
öte yandan da şiddeti,asiliği,karşı konulamaz etkisi
tutsak ediyor beni kendisine
kar taneleri ufak,kar taneleri cılız
her biri hep aynı
her biri hep farklı
ben yine bir aşkın pençesinde
yine aynı teleşlarda
ama hep farklı heyecanlarda...
farklı gözlerin farklı derinliklerinde kayboluyorum
kar taneleri ateş koru
kar taneleri gülücük sebebi
gönül cam kırılganlığında,
duygularsa demir gibi güçlü
yok etmek için yaktığım ateşler
beni kavurdukça daha çok tutunuyorum aşka,sevdaya
ve bir kışa girerken aşık oluyorum
aşık olurken ruhum kışa dönüşüyor
kıştaki karamsarlık,umutsuzluk,yalnızlık var aşkımda
hem üşüyorum sıcak mevsimlere göç etme niyeti içinde
hem de soğuğun büyüleyiciliğinden kopup gidemiyorum
aşksızlığa ulaşamadım
aşk madalyasının bi yönündeyim şimdi
yüzü karanlıkta kalmış
güneşin bi gülümsemesini bekliyor yürek
10 Mart 2010 Çarşamba
"Kanatlarıma Güvenen" Bir Ben
Her pişmanlıkta aynı cümle :"artık değişeceğim"...ama sonra hiçbir şey değişmiyor.Belki bikaç gün farklı tavırlar içinde olabiliyorum ama sonucunda hep aynı noktada kaldığımı fark ediyorum.Tüm hataları silmek istiyorum ve bir daha hatırlamamak ya da en azından her şeyi içimdeki sandıkta kilitli tutmak.Ben böyle istedikçe gizlemeye çalıştıklarım ortalığa savruluyor;ayakta durmaya çabalarken ne kadar zavallı konumlara düştüğümü görüyorum üzülerek...
Bu sefer de yeni cümleler kurmakla başlıyorum işe.Yine "artık" kelimesini başa koyuyorum.Yinelenen bir durumun içinde gibi görünsem de labirentin çıkış yolunu görüyorum.Sorgulama odalarının içinde kendimi kaybetmek yerine tutunmak gerek hayata;aslında hayata da değil kendime tutunmam her şeyin üstesinden gelmemi sağlayacaktır.Çünkü hayat=benim;ne başka dertlerim ne aşklarım ne dost dediklerim ne de ailem...hiç biri tek başına hayat değil sadece ben tek başıma hayat'ım ki diğerleri her biri benim içimde saklı;benim parçam.Şimdi içimdeki parçacıklara bölünmeksizin bütün bir ben olarak devam ediyorum her şeyi ardımda bırakarak..Şimdi elimi tutacakların sıcaklığıyla üşümem geçecek,kendi umutlarımla hüzünler kaçışacak,yarınlarla hoşgeldinler artacak...
Veeee içimin en acıdığı anlardan birinde tek başına yanımda duran o insan sayesinde görüyorum ne halde olduğumu ve onun sözleriyle yeni beni özlediğimi anlıyorum;beni kıran değil kırgınlıklarımı tamirimi sağlayacak olan..."kanatlarıma güvenme"mi sağlayan...
Kendimi tanımayı bir türlü başaramayıp doğru seçenekleri seçmesem de o insanın hayatımda olması çok güzel bir şey...
Eskilerden kurtulup yenisini almak vaktindeyim :)
Bu sefer de yeni cümleler kurmakla başlıyorum işe.Yine "artık" kelimesini başa koyuyorum.Yinelenen bir durumun içinde gibi görünsem de labirentin çıkış yolunu görüyorum.Sorgulama odalarının içinde kendimi kaybetmek yerine tutunmak gerek hayata;aslında hayata da değil kendime tutunmam her şeyin üstesinden gelmemi sağlayacaktır.Çünkü hayat=benim;ne başka dertlerim ne aşklarım ne dost dediklerim ne de ailem...hiç biri tek başına hayat değil sadece ben tek başıma hayat'ım ki diğerleri her biri benim içimde saklı;benim parçam.Şimdi içimdeki parçacıklara bölünmeksizin bütün bir ben olarak devam ediyorum her şeyi ardımda bırakarak..Şimdi elimi tutacakların sıcaklığıyla üşümem geçecek,kendi umutlarımla hüzünler kaçışacak,yarınlarla hoşgeldinler artacak...
Veeee içimin en acıdığı anlardan birinde tek başına yanımda duran o insan sayesinde görüyorum ne halde olduğumu ve onun sözleriyle yeni beni özlediğimi anlıyorum;beni kıran değil kırgınlıklarımı tamirimi sağlayacak olan..."kanatlarıma güvenme"mi sağlayan...
Kendimi tanımayı bir türlü başaramayıp doğru seçenekleri seçmesem de o insanın hayatımda olması çok güzel bir şey...
Eskilerden kurtulup yenisini almak vaktindeyim :)
9 Mart 2010 Salı
eskiden..sen..şimdi başkası..
Bir zaman vardı ki
duygular sanaydı;düşünceler sana
mutluluk seninleydi hüzün sensizlikle
Şimdiyse
kırgın sözcüklerim,şiirlerim sana
umutlarım,gülücüklerim başkasına
anılar seninle yaşanıyor
düşlerde başkası başrolde
hayalkırıklıkları senin yüzünden
heyecanlarım başkasının gözlerinde
pişmanlıklarım senli cümlelerde
keşkelerim başkasının nesneliğinde
duyguların sızlaması sana dair
kalbimin çırpınması başkası için
eskiden sen olan ; şimdi başkası oldu
çünkü ben senin sokağından başka sokaklara çıktım
sevilmek,sarılmak,tutunmak adına
hala ardıma baksa da gözlerim
gönlüm yeni mahallesinde umutlu günler peşinde şimdi
duygular sanaydı;düşünceler sana
mutluluk seninleydi hüzün sensizlikle
Şimdiyse
kırgın sözcüklerim,şiirlerim sana
umutlarım,gülücüklerim başkasına
anılar seninle yaşanıyor
düşlerde başkası başrolde
hayalkırıklıkları senin yüzünden
heyecanlarım başkasının gözlerinde
pişmanlıklarım senli cümlelerde
keşkelerim başkasının nesneliğinde
duyguların sızlaması sana dair
kalbimin çırpınması başkası için
eskiden sen olan ; şimdi başkası oldu
çünkü ben senin sokağından başka sokaklara çıktım
sevilmek,sarılmak,tutunmak adına
hala ardıma baksa da gözlerim
gönlüm yeni mahallesinde umutlu günler peşinde şimdi
7 Mart 2010 Pazar
GİTMEK (Can YÜCEL)
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.
Bir yolculuğun yazdırdıkları
Sevmek miydi yaraların sebebi;yoksa sevilmemek miydi bu içimi sızlatan şey?
Yürekteki yangın özlemekten miydi yoksa yalnızlığın yakıcılığından mı?
Susmak;dert anlatamamanın sonucu mu yoksa tek ifadesi mi bu bendeki deliliğin?
Ne desem olmuyor.Doğru cevabı bulamıyorum ; şıklar eleyip kalanlar arasında seçim yapamıyorum. Olmadık bi zamanda olmadık bi mekanda takılıyor aklım sorulara.Mesela bir film repliğinde düşüyorsun içime neden yoksun diye.Sonra bir ezgiyi mırıldanırken ürperiyor içim kimsesizliğimle yüzleşince.Bazen de hiçlikle meşgulken saflığıma,aldanmışlığıma,kanmışlığıma üzülür buluyorum kendimi.Saplantılı hallerimle sorgulamamsa her daim devam... Yazmakta,düşünmekte,konuşmakta,susmakta kendim varım.Sorularda herkes var.Bazen sorulardan çıkarıyorum kendimi ve kararlar alıyorum silmeye dair.Siliyorum yeniden yazılıyor içimdekiler;yeniden özleniyor kişiler ve yeniden seviliyor olmaz olmazlar...
sonra sen yoksun kimse yok ben de yokum; sadece süzülen gözyaşları var boşluğa ve yok olmuş zamanlar
Yürekteki yangın özlemekten miydi yoksa yalnızlığın yakıcılığından mı?
Susmak;dert anlatamamanın sonucu mu yoksa tek ifadesi mi bu bendeki deliliğin?
Ne desem olmuyor.Doğru cevabı bulamıyorum ; şıklar eleyip kalanlar arasında seçim yapamıyorum. Olmadık bi zamanda olmadık bi mekanda takılıyor aklım sorulara.Mesela bir film repliğinde düşüyorsun içime neden yoksun diye.Sonra bir ezgiyi mırıldanırken ürperiyor içim kimsesizliğimle yüzleşince.Bazen de hiçlikle meşgulken saflığıma,aldanmışlığıma,kanmışlığıma üzülür buluyorum kendimi.Saplantılı hallerimle sorgulamamsa her daim devam... Yazmakta,düşünmekte,konuşmakta,susmakta kendim varım.Sorularda herkes var.Bazen sorulardan çıkarıyorum kendimi ve kararlar alıyorum silmeye dair.Siliyorum yeniden yazılıyor içimdekiler;yeniden özleniyor kişiler ve yeniden seviliyor olmaz olmazlar...
sonra sen yoksun kimse yok ben de yokum; sadece süzülen gözyaşları var boşluğa ve yok olmuş zamanlar
5 Mart 2010 Cuma
Hiçlikte Varlık
Cümlelerin içinde yaşıyorum seni
ve kelimelerin hecesinde duyuyorum aşkın sıcak nefesini
sonra gecenin yıldızında dilekler tutuyorum sevilmek adına
sabahın umudundaysa tek sen geliyorsun aklıma
bi tek gülümsemen buzlarımı eritiyor
ve bi tek senin bakışın gözlerime değiyor
başka herkes teğet geçiyor durağımdan
sen gözlerinle gönlümü çalarken
ben paralel doğrular çiziyorum senin yüreğine
ve hiç çakışmıyorsun,hiç tutuşmuyorsun benimle
hiç duymuyor ve hiç duyumsamıyorsun varlığımı
beni sende hep hiçmişim gibi
yoklukla malul eden seni;
ben içimden atamıyorum
sen bende hep var olmuş gibisin
"aklımda sana karşı isyan
kalbimde seninle devrim yaşanıyor"ken
sense yine bihaberken
ben bi tek senin gözlerinde kaybolmak istiyorum
bir daha ortaya çıkmamacasına
başkalarının gerçekler aleminde hayalet olurcasına
ve içimde,içinde biz olurcasına
ben sensizliğinde mahkum
sen hiçlikte var ediyorsun beni
bilmiyorsun
ve kelimelerin hecesinde duyuyorum aşkın sıcak nefesini
sonra gecenin yıldızında dilekler tutuyorum sevilmek adına
sabahın umudundaysa tek sen geliyorsun aklıma
bi tek gülümsemen buzlarımı eritiyor
ve bi tek senin bakışın gözlerime değiyor
başka herkes teğet geçiyor durağımdan
sen gözlerinle gönlümü çalarken
ben paralel doğrular çiziyorum senin yüreğine
ve hiç çakışmıyorsun,hiç tutuşmuyorsun benimle
hiç duymuyor ve hiç duyumsamıyorsun varlığımı
beni sende hep hiçmişim gibi
yoklukla malul eden seni;
ben içimden atamıyorum
sen bende hep var olmuş gibisin
"aklımda sana karşı isyan
kalbimde seninle devrim yaşanıyor"ken
sense yine bihaberken
ben bi tek senin gözlerinde kaybolmak istiyorum
bir daha ortaya çıkmamacasına
başkalarının gerçekler aleminde hayalet olurcasına
ve içimde,içinde biz olurcasına
ben sensizliğinde mahkum
sen hiçlikte var ediyorsun beni
bilmiyorsun
......................
Şiir
Okuyorum dalıyorum yalnızlığıma
okuyorum boğuluyorum sensizliğimde
okuyorum yitiriyorum kendimi senin yüreğinde
şiir
yazıyorum kalbimden geçen cümleleri
yazıyorum ; seni seviyorum
yazıyorum ; senden nefret ediyorum
yazıyorum ; senden gidiyorum
yazıyorum ; sana geliyorum
şiir
okuyorum yazıyorum
cümleler içinde yaşıyorum
cümleler içinde ölüyorum
okudukça yazdıkça hissediyorum
okudukça yazdıkça hissizleşiyorum
şiir
tüm yaşamım
tüm gerçeklerim
yüm yalan hayallerim
şiir
en ağır ölümüm
tek sığınağım
tek umudum
tüm çaresiz umutsuzluklarım
Okuyorum dalıyorum yalnızlığıma
okuyorum boğuluyorum sensizliğimde
okuyorum yitiriyorum kendimi senin yüreğinde
şiir
yazıyorum kalbimden geçen cümleleri
yazıyorum ; seni seviyorum
yazıyorum ; senden nefret ediyorum
yazıyorum ; senden gidiyorum
yazıyorum ; sana geliyorum
şiir
okuyorum yazıyorum
cümleler içinde yaşıyorum
cümleler içinde ölüyorum
okudukça yazdıkça hissediyorum
okudukça yazdıkça hissizleşiyorum
şiir
tüm yaşamım
tüm gerçeklerim
yüm yalan hayallerim
şiir
en ağır ölümüm
tek sığınağım
tek umudum
tüm çaresiz umutsuzluklarım
Kendimden Sıkkın;Senden Yorgun
Seni sevmekten yoruldum...
Sana umutlanıp da boşluklarda yalnız kalmaktan,
özleyip de görememekten,
düşünüp de düşleyememekten,
isteyip de sarılamamaktan
en çok da aşka yasaklı olmaktan
Yoruldum...
Senden bağımsız bir ben olmakken tek isteğim ;
benliğimi senin kaplamandan yoruldum.
Gülücüklerimin sahte olmasından,
gözyaşlarımın hep sana çıkmasından...
yoruldum...
başıma saracak başka bir bela arayıp da bulamamaktan,
bulduğumu da yitirmekten yoruldum..
Gönlüm gece renginde yaşarken
yıldızsın diye sana tutunmaktan,
üşürken seninle ısın(ama)maktan yoruldum...
Kendimden bile usandığımda sana sığınma ihtiyacından,
maziden kopamayıp da geleceğe yalnız geçememekten
yoruldum...
Ben senden yoruldum;
en az kendimden sıkıldığım kadar
Sana umutlanıp da boşluklarda yalnız kalmaktan,
özleyip de görememekten,
düşünüp de düşleyememekten,
isteyip de sarılamamaktan
en çok da aşka yasaklı olmaktan
Yoruldum...
Senden bağımsız bir ben olmakken tek isteğim ;
benliğimi senin kaplamandan yoruldum.
Gülücüklerimin sahte olmasından,
gözyaşlarımın hep sana çıkmasından...
yoruldum...
başıma saracak başka bir bela arayıp da bulamamaktan,
bulduğumu da yitirmekten yoruldum..
Gönlüm gece renginde yaşarken
yıldızsın diye sana tutunmaktan,
üşürken seninle ısın(ama)maktan yoruldum...
Kendimden bile usandığımda sana sığınma ihtiyacından,
maziden kopamayıp da geleceğe yalnız geçememekten
yoruldum...
Ben senden yoruldum;
en az kendimden sıkıldığım kadar
4 Mart 2010 Perşembe
ŞİMDİ SADECE BEN
Vazgeçilmezims(d)in -öyle sanırdım-
adını anmadan gün bitmez
suretini hayal etmeden sabah olmazdı
düşler evinde sıcaklığını hissetmeden ısınmaz
gerçekler içinde sana bakmadan gülmezdi yüzüm
sonra gittin
sen gittin ben bittim
dedim kendime -ki öyle değilmiş
anlıyorum ki
tıpkı sen gibi ; tıpkı olmayan bir biz gibi..
tıpkı arabesk gibi...yaşamışım ben senle
oysa ben umut şarkılarıyla ısınırdım senden önce
hüzün gölgeleri değil gülümsemeler kaplardı yüzümü
bitmek değil başlamaktı hep yaptığım
gitmenle gördüm ki senle kendimi unutmuşum
artık yitip gidenleri değil kendimi arıyorum kendimin içinde
ve şimdi yeniden öğreniyorum
karanlıkta da görmeyi;
gözlerin olmadan gülmeyi
sesini duymadan işitmeyi
ve seni hissetmeden yaşamayı...
çünkü şimdi sadece benim...
sadece ben...
adını anmadan gün bitmez
suretini hayal etmeden sabah olmazdı
düşler evinde sıcaklığını hissetmeden ısınmaz
gerçekler içinde sana bakmadan gülmezdi yüzüm
sonra gittin
sen gittin ben bittim
dedim kendime -ki öyle değilmiş
anlıyorum ki
tıpkı sen gibi ; tıpkı olmayan bir biz gibi..
tıpkı arabesk gibi...yaşamışım ben senle
oysa ben umut şarkılarıyla ısınırdım senden önce
hüzün gölgeleri değil gülümsemeler kaplardı yüzümü
bitmek değil başlamaktı hep yaptığım
gitmenle gördüm ki senle kendimi unutmuşum
artık yitip gidenleri değil kendimi arıyorum kendimin içinde
ve şimdi yeniden öğreniyorum
karanlıkta da görmeyi;
gözlerin olmadan gülmeyi
sesini duymadan işitmeyi
ve seni hissetmeden yaşamayı...
çünkü şimdi sadece benim...
sadece ben...
MÜLTECİ
aşklarımda mülteciyim her daim
her birinde öylesine naif, öylesine kırılgan
öylesine savunmasız ve öylesine aşık
öylesine yerleşme niyetindeyim
tek vatanım;tek sıcaklığım;
tek yalnızlığımın paydaşı olsun istiyorum o
o ise aidiyetimi kabul etmiyor
sadece öylece bakıyorum gözlerine
öylesine konuyorum gönlüne
o kadar;
fazlası değil
ve fakat aşık olunanlar göçmen kuşlar misali
transit geçiyorlar gözümün önünden
gönlümün en dibinden
ruhumun yalnızlığından
bu kalp onsuzluk aidiyeti içinde kaybolup giderken
ben onunki dışında hiçbir gönlün vatandaşlığı istemiyor
sadece vatansız duygularımın himayesine sığınıyorum
her birinde öylesine naif, öylesine kırılgan
öylesine savunmasız ve öylesine aşık
öylesine yerleşme niyetindeyim
tek vatanım;tek sıcaklığım;
tek yalnızlığımın paydaşı olsun istiyorum o
o ise aidiyetimi kabul etmiyor
sadece öylece bakıyorum gözlerine
öylesine konuyorum gönlüne
o kadar;
fazlası değil
ve fakat aşık olunanlar göçmen kuşlar misali
transit geçiyorlar gözümün önünden
gönlümün en dibinden
ruhumun yalnızlığından
bu kalp onsuzluk aidiyeti içinde kaybolup giderken
ben onunki dışında hiçbir gönlün vatandaşlığı istemiyor
sadece vatansız duygularımın himayesine sığınıyorum
"ÜÇ MAYMUN"CULUK
Ben bu ara sürekli üç maymunun içinde hissediyorum kendimi.Bildiğim ne kadar şey varsa göz ardı etmeye çalışıyorum.En başta kendi duygularımı inkar ediyorum kaçıyorum;kendimi reddediyorum.Onu seviyorum, özlüyorum,nefret ediyorum ;gelsin istiyorum susuyorum,tıkıyorum kuklağımı kalbimin sesine görmüyorum onsuzluğumun yoğunluğunu..Sonra başarısızlıklarımı gözardı ediyorum.Sonuçsuz kalan çabalarımda önemli olan katılmaktı cümleleriyle avutuyorum kendimi.Yalnızlığımda kendimle yapmacık sırlar oluşturuyorum.Kendimi kendimden gizliyorum..
Bireysel görmedim-duymadım-bilmiyorum felsefesi bazen kendimizi aldatmamıza yol açsa da bazen de Pollyannacılık şekline bürünerek mutlu eder bizi.
Peki toplumda yaşayan biz sağırlar,biz amalar,biz dilsizler topluma bir güzellik katabiliyor muyuz?Yoksa sadece kaçıyoruz kaçtığımızı mı sanıyoruz soırunlardan, sorumluluktan,suçluluktan?
Yaşadığımız toplumda hepimiz birlikte üç maymunculuk oynuyoruz.Olan biten her şeyin farkındayız ama farkında değil numarasına yatıyoruz ve bunun içindir ki hiçbir şey yapmama suçunun ancak ihmal suretiyle işlenmiş olduğunu söyleyebiliyoruz.Halbuki hepimiz kasıtlı suçlar işliyoruz bu toplumda. Komşumuzun karısı dövülüyor susuyoruz; 9 yaşındaki kız çocuğunun hayatı mal karşılığı elimizden kayıp gidiyor susuyoruz; haksızlıklara susuyoruz ;bize dokunmayan yılanları elimizle besliyoruz;ötekiler götürülürken susuyoruz ve konuşacak kimsenin kalmadığını ancak sıra bizi götürmeye geldiklerinde anlayacağız tıpkı hitler dönemi rahibi Martin Niemöller gibi...
Üç Maymun'u oynayan herkes suçun mağduru,herkes suçun faili..
Sonra aslında reddettiğimiz ama yan ceplerimize biz fark etmeden konulan harçlıklar(!) karşısında susuyoruz bazen de konuşur numarasında onların doğrusunu seslendiriyoruz birer kukla olarak.Ve sonra karanlığın en dibinde bu oyuna katılmayan birileri çıkıp ve kalbindeki ışıkla meşale yakıp da herkes duysun diye avazı çıktığı kadar bağırınca ; kulaklarımız tırmalanıyor anlamlandıramıyoruz bu rahatsızlığımızı.Oysa kendi benliklerimizin çatışması bu yaşadıklarımız ve kökenine inmeksizin o sesi yok etmeye hedefleniyoruz sonra yine rahat yataklarımızda uyumaya devam edeceğiz çünkü...
Uyumaya devam edelim nasılsa bizim içn geldiklerinde şu cümleleri söyleme çaresizliği içinde olacağız:
Bireysel görmedim-duymadım-bilmiyorum felsefesi bazen kendimizi aldatmamıza yol açsa da bazen de Pollyannacılık şekline bürünerek mutlu eder bizi.
Peki toplumda yaşayan biz sağırlar,biz amalar,biz dilsizler topluma bir güzellik katabiliyor muyuz?Yoksa sadece kaçıyoruz kaçtığımızı mı sanıyoruz soırunlardan, sorumluluktan,suçluluktan?
Yaşadığımız toplumda hepimiz birlikte üç maymunculuk oynuyoruz.Olan biten her şeyin farkındayız ama farkında değil numarasına yatıyoruz ve bunun içindir ki hiçbir şey yapmama suçunun ancak ihmal suretiyle işlenmiş olduğunu söyleyebiliyoruz.Halbuki hepimiz kasıtlı suçlar işliyoruz bu toplumda. Komşumuzun karısı dövülüyor susuyoruz; 9 yaşındaki kız çocuğunun hayatı mal karşılığı elimizden kayıp gidiyor susuyoruz; haksızlıklara susuyoruz ;bize dokunmayan yılanları elimizle besliyoruz;ötekiler götürülürken susuyoruz ve konuşacak kimsenin kalmadığını ancak sıra bizi götürmeye geldiklerinde anlayacağız tıpkı hitler dönemi rahibi Martin Niemöller gibi...
Üç Maymun'u oynayan herkes suçun mağduru,herkes suçun faili..
Sonra aslında reddettiğimiz ama yan ceplerimize biz fark etmeden konulan harçlıklar(!) karşısında susuyoruz bazen de konuşur numarasında onların doğrusunu seslendiriyoruz birer kukla olarak.Ve sonra karanlığın en dibinde bu oyuna katılmayan birileri çıkıp ve kalbindeki ışıkla meşale yakıp da herkes duysun diye avazı çıktığı kadar bağırınca ; kulaklarımız tırmalanıyor anlamlandıramıyoruz bu rahatsızlığımızı.Oysa kendi benliklerimizin çatışması bu yaşadıklarımız ve kökenine inmeksizin o sesi yok etmeye hedefleniyoruz sonra yine rahat yataklarımızda uyumaya devam edeceğiz çünkü...
Uyumaya devam edelim nasılsa bizim içn geldiklerinde şu cümleleri söyleme çaresizliği içinde olacağız:
Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım;
Çünkü ben sosyalist değildim.
Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım;
Çünkü sendikacı değildim.
Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım;
Çünkü Yahudi değildim.
Sonra beni almaya geldiler;
Benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı. (Martin Niemöller)
HAYAL MEYAL
Hayalle meyal arasında bi yerdesin sen
geçmişle geçmemiş arasında bir zamanda
gelmekle gitmek arasında eylemlerdesin
gülmekle ağlamak arasında bir duyguda gizlisin
ben
sensizlikten kurtulma çabasında
yalnızlığımla yalnız kalma umuduyla
hüzünleri kovmaktayım hayatımdan
doğudan batıp ; batıdan doğan güneşler yaratıyorum
tüm karamsarlığımı bastırmak adına
tüm düşleri içimden temizlemek
ve gerçekliğin içinde mutluluk türetmek
biçilen tek rol şimdi bana
o oyunun içinde oyalanıp duruyorum öylece
biz ise
yok olmama çabasıyla anılara sığınan
dengesiz ruhumun yansımasından başka bir şey olmayan
aslında bir hiç...
geçmişle geçmemiş arasında bir zamanda
gelmekle gitmek arasında eylemlerdesin
gülmekle ağlamak arasında bir duyguda gizlisin
ben
sensizlikten kurtulma çabasında
yalnızlığımla yalnız kalma umuduyla
hüzünleri kovmaktayım hayatımdan
doğudan batıp ; batıdan doğan güneşler yaratıyorum
tüm karamsarlığımı bastırmak adına
tüm düşleri içimden temizlemek
ve gerçekliğin içinde mutluluk türetmek
biçilen tek rol şimdi bana
o oyunun içinde oyalanıp duruyorum öylece
biz ise
yok olmama çabasıyla anılara sığınan
dengesiz ruhumun yansımasından başka bir şey olmayan
aslında bir hiç...
3 Mart 2010 Çarşamba
Çıkmaz Sokak Tesadüfleri
kaderinin tüm çizgilerinin kalbine dokunmasına değecek güzellikte olmasını dilediğim
ve de öyle olacağını bildiğim canıma
Kendini çıkmaz sokaklarda hissetsen de bazen
en sonunda aynı noktadasın aslen
aklının planlarıyla kalbinin istekleri çatışırken
sen kaderine yönelmiş gidiyorsun farkında olmadan
hiç olmamalı dediğin bir şeyin içindesin bir an
istemediğin bir anda ; bir yerde; bir zamandasın
çıkmaz sokaktayım dediğin o vakitler
belki sadece anlık bir tesadüf
belki de kaderinin ta kendisi
ya da hiç biri değil de
bir dönemeç ;
geçmişin acılarından doğup
yarınların güzelliklerine yönelen bir dönemeç...
ve bilirsin her yeni yöneliş
bir eskiye dönüşü gerektirir
her başlangıcın bir bitişle beraber yola çıkması gibi
işte maziyle bu rastlaşma sırasında
yüreğinden geçen pırıltılar da
hayatının dört bir yanına döşenmeye başlamış bile sen görmeden
ve yine bu sırada
hiç fark etmediğin bir ışık çekecek kendine seni
yeni bir yolu aydınlatan ışık
sonrasında gidiyorsun kaderine
aslında ters yöne niyetlenirken…..
sanma ki niyetlerini tersi sana mutsuzluk getirecek
sanmadığın ummadığın yönlerde;
sanmadığın ummadığın bekleyenler karşılayacak seni
tüm hak ettiğin değeri sana sunmak için…
şimdi bekle sadece bekle
ve de öyle olacağını bildiğim canıma
"İnsan kaderine yürüyor
B.Ö."
Kendini çıkmaz sokaklarda hissetsen de bazen
en sonunda aynı noktadasın aslen
aklının planlarıyla kalbinin istekleri çatışırken
sen kaderine yönelmiş gidiyorsun farkında olmadan
hiç olmamalı dediğin bir şeyin içindesin bir an
istemediğin bir anda ; bir yerde; bir zamandasın
çıkmaz sokaktayım dediğin o vakitler
belki sadece anlık bir tesadüf
belki de kaderinin ta kendisi
ya da hiç biri değil de
bir dönemeç ;
geçmişin acılarından doğup
yarınların güzelliklerine yönelen bir dönemeç...
ve bilirsin her yeni yöneliş
bir eskiye dönüşü gerektirir
her başlangıcın bir bitişle beraber yola çıkması gibi
işte maziyle bu rastlaşma sırasında
yüreğinden geçen pırıltılar da
hayatının dört bir yanına döşenmeye başlamış bile sen görmeden
ve yine bu sırada
hiç fark etmediğin bir ışık çekecek kendine seni
yeni bir yolu aydınlatan ışık
sonrasında gidiyorsun kaderine
aslında ters yöne niyetlenirken…..
sanma ki niyetlerini tersi sana mutsuzluk getirecek
sanmadığın ummadığın yönlerde;
sanmadığın ummadığın bekleyenler karşılayacak seni
tüm hak ettiğin değeri sana sunmak için…
şimdi bekle sadece bekle
Tanımlara Mahkum Olmak
özlemlerin suskunluğunu yaşamak
bizzatihi aşkın kendisinden kaçmak
ya da öyle yaptığını sanmak
kendini bile kandıramadığın kötü bir yalandan ibaret
her sözcüğünde onu yad edip
hiç ondan bahsetmemek
tek derdin onsuzluk olup da
başka dertlere ağlıyor gözükmek
sonra tek ihtiyacının yalnızlık olduğuna inandırmak kendini
bir imkansız sevdadan da zor,yakıcı,yok edici
aşkın yüzüne kondurduğu gülümsemelerle avutmak kendini
sonra gözler,mekanlar,zamanlar içinde dolaştığını fark etmek
mazideki dar vakitlere sonu gelmemiş anıların sığdığını görmek
minicik bakışların yürekte ne çok yer kapladığını hissetmek
işte sürekli böyle haller içindeyim
tanımlamalar içinde kaybolup gidiyorum
hislerimi yaşamak yerine adlandırıyorum sadece
tek başıma...
oysa tek istekleri paylaşılmaktı başka duygularla
sonuç mu
müebbet hapse mahkumlar tanımlamalar içinde
ve sınırdışı edildiler tüm yüreklerden
bizzatihi aşkın kendisinden kaçmak
ya da öyle yaptığını sanmak
kendini bile kandıramadığın kötü bir yalandan ibaret
her sözcüğünde onu yad edip
hiç ondan bahsetmemek
tek derdin onsuzluk olup da
başka dertlere ağlıyor gözükmek
sonra tek ihtiyacının yalnızlık olduğuna inandırmak kendini
bir imkansız sevdadan da zor,yakıcı,yok edici
aşkın yüzüne kondurduğu gülümsemelerle avutmak kendini
sonra gözler,mekanlar,zamanlar içinde dolaştığını fark etmek
mazideki dar vakitlere sonu gelmemiş anıların sığdığını görmek
minicik bakışların yürekte ne çok yer kapladığını hissetmek
işte sürekli böyle haller içindeyim
tanımlamalar içinde kaybolup gidiyorum
hislerimi yaşamak yerine adlandırıyorum sadece
tek başıma...
oysa tek istekleri paylaşılmaktı başka duygularla
sonuç mu
müebbet hapse mahkumlar tanımlamalar içinde
ve sınırdışı edildiler tüm yüreklerden
2 Mart 2010 Salı
med-cezir arasındaki mesafelerdeyim
Herkesin hep aradığı ama çoğu insanın da hiçbir zaman bulamadığını söylediği şey mutluluk....Neden bu kadar kıymetli;her zaman zıttını kederi yaşadığımız için mi?Yoksa ona yüce anlamlar yüklüyoruz da bulduğumuzu da kum tanesi gibi akıtıyoruz da ondan mı?Ortak istek mutluluk ama yolları öyle karışık ve öylesine farklı ki...O yollarda herkesin kendi bahaneleri var ,herkesin kendi avuntusu,herkesin kendi pişmanlığı,herkesin kendi umutları...Ve soruların da herkeste farklı cevapları var.Bense cevaplamaktan korktuğum sorularımla kendi yalnızlığımda boğuluyorum.Oysa ki o kadar nettim ki,yani kendimi tam da her şeyin çözüm noktasında olduğuma o kadar inandırmıştım ki,ama sonra bir de baktım her şey allak bullak:az gidip uz gidip de bir arpa boyu yol alamayan masal kahramanları gibi ben de bulmacayı tamamladıkça daha da kördüğüm hale getirmişim kendimi.Ya siyah ya beyaz...ya doğru ya yanlış...ya sabah ya gece...ya hep ya hiçÇİ olmaya çalıştıkça griler içinde,gün ortasında,doğruları bulamadığım hiçlikle heplik arasında sıkışıp kalıyorum.Belki de zaten tüm hayatım boyunca yaşayağım bu med-cezir manzaralarından hiç kurtulamayacağım, bilmiyorum.Sadece med-cezirler arasında yaşadığım ruh yorgunluğum geçsin istiyorum artık ki gönülden gelen yaşlarım da tükenmek üzere.O yaşlar da beni terk ederse ne dayanacağım bi omuz kalacak ne de gülümsemek için kendimde güç...o yüzden nolur gözyaşlarım tükenmeden...gel.. ve parmak uçlarınla yanağımdan yaşları silerken tüm muğlak hallere de bir son ver hayat...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)