30 Ekim 2010 Cumartesi

NASIL

Sevdim
hem de nasıl sevdim

senin kim olduğunu unuttum da sevdim
bakışında gördüklerim dışında her şeyi göz ardı edip sevdim
sözlerin dışında hiçbir şeyi duymadan sevdim
ve seni her gördüğümde
kalbimde beliren heyecan dışında hiçbir şeyi duyumsamadan sevdimm
......
yani senin anlayacağın sevgili
kendimi unutup da sevdim seni
hem de nasıl sevdim.....

sense beni hatırlamadın
çünkü hiç tanımadın......

İLK

Elimde biram
karşımda sen
aklımda sana karşı isyan
kalbimde seninle devrim yaşanıyor
......
sen...
hepsinden bihaber.....

YİNE

İşte yine aynısı...
Yine düşkırıklığı yaşanıyor içimdeki diyarda.Düşkırıklığı ama şaşkınlık barındırmıyor içinde bu kez.Çünkü umutlarının boş çıkmasına,hayallerinin rüzgarda dağılıp gitmesine alışkın bi hayli zamandır.
Her defasında haykırıyor yürekten bir ses bu sefer farkllı bambaşka olacak diye.Bu sefer...
...Ama olmuyor heyecanlar içimde bastırılmak ,hasretler unutulmak,duygular yitik yolcu olmak zorunda kalıyor.Yitiriyorum ve her duygumu yolcu ederken kendimden de çok şeyi uğurluyorum
Şimdi de seni sana dair her şeyi yitirmek zorundayım ama yapamıyorum kıyamıyorum sana,kendime hiç aynı cümlede özne olmayacak olan bize.
O gülümsemedeki masumiyeti bir daha görememeyi göze alamıyorum.
Ben bu kadar bağlanmışken sense her şeyden bu kadar bihaber ve bana dair hiçbir şeyi duyumsamazken biliyorum yine gidecek içimden güzel şeyler...çekip gidecekler.Ben yine gidenlerin ardından mendil sallayan olacağım
Olsun...dedim yaa nicedir alışkınım düşkırıklıklarına ve yalnızlığa....

KALABALIK YALNIZLIKLAR İÇİNDE

Yalnızlığımın içinde seninle kalabalıklaşıyorum;kalabalıklar içinde seninle yalnızlaşıyorum...işte bu anlarda çevremdeki insanlara bakıyorum ama görmüyorum ; işitiyorum ama duymuyorum...sadece sensizliği içimde hissediyorum.

Bi bakıyorum beni alıp götürüyorsun bambaşka diyarlara ; bi bakıyorum hep aynı yerdeyim: "sensizliğimin ortasında"....Bazen hayata dair tüm boşluklarımı sen dolduruyorsun, bazense hayatımdaki,beynimdeki,kalbimdeki en büyük boşluğu sen yaratmışsın...Bilmiyorum ki bu yaman bir çelişkidir ki içinden çıkıp gidemiyorum
tıpkı bi labirent gibi kendi etrafımda dolanıp duruyorum
Sesleniyorum sana bu labirentten bi çıkış bulmak adına ama sesime karşılık cevap sadece yine kendi sesimin yankısı oluyor."Nerdesiiinn....nerdesin...nerdesiii...nerdeee..."
yanlşi yolda olduğumun farkına vardığım her defasında kırılıyorum üzülüyorum bu hayalkırıklığına amaa yapamıyorum pes edemiyorum yine aramaya devam ediyorum seni.
Nasıl oluyor da hem bu kadar içimde bi yerlerdeyken hem de bu kadar bana uzak olabiliyorsun,anlayamıyorum.Artık anlamaya çalışmaktan da vazgeçtim sadece bekliyorum sadece yakınlığını hissedeceğim anı bekliyorum ve biliyorum ki o an gelecek....

SEN BENİM ZITLIKLARIM

Seni görmek bazen ıstırap bazen endişe bazense heyecan
seni düşünmek hem kendimden vazgeçmek
bi o kadar da kendime sarılmak gibi
seni duymak sesinin içime işlemesi
aklımın sesineyse kulaklarımın kapanması
sana dokunmak hem suya dokunmak gibi hissedilir
hem de havaya dokunmak gibi boşluktaymış gibi
senle hep birlikte olmak ama hiç kavuşamamak

Yani sen benim zıtlıklarım
hem olduklarım hem olamadıklarım..

sonunda senden vazgeçmek...
ama...
yine de
hala

Sana söylenesi sözlerim var söyleyemedim,dudakta kaldı
Senden duyasım sesler var duyamadım,hasrette kaldı
senden beklediğim bakışlar var,düşlerde kaldı
sana anlatacağım duygularım var yürekte saklı kaldı

NASIL BİR ŞEYSİN SEN

susmakla konuşmak
ağlamakla gülmek arası bi şeysin sen benim için
bazen mutluluk yapbozumun en büyük parçası
bazense hüzün duvarımın en temel taşı oluyorsun
ne sevdiğimi biliyorum seni,ne de nefret ettiğimi senden
ne gidebiliyorum senden ,ne de kalabiliyorum senle
ne git diyebiliyorum sana , ne de kal
hem adını koyamıyorum senin hem de inkar edemiyorum varlığını
sadece hissediyorum seni
sadece....
yetmez mi?

söylesene nasıl bir şeysin sen
rüyam mı yoksa kabusum mu
dileğim mi yoksa korkularım mı
şansım mı şanssızlığım mı
yoksa hiçbiri değil de
en bildiğim yabancım mı

AŞK ADLİ BİR HATADIR

SANA,EN CANDAN İLHAM PERİSİNE,ADLİ HATAN SENİ EN BÜYÜK DOĞRUNA GÖTÜRSÜN...

"Aşk adli bir hatadır"
telafisi mümkün olmayan
ve tamiri imkansız
ne bir usulu vardır aşkın
ne de bir terazisi
hiçbir zaman küfeler eşit değildir onda
adalet başlı başına aşkın kendisine zıttır zaten
mesela sen meydan okurken tüm dünyaya
o seni görmezden gelir
sen onun gözlerini düşlerken
o başkalarından af dilemektedir aşk adına
senin gözlerinden yaş ,kaleminden ona dair mısralar süzülürken
o senden birkaç sözcüğü bile esirgemektedir

bir kez düştün mü aşk denilen o hataya
feragat edersin kendinden,hayallerinden
ve odaklanırsın karşındakinin hayatına
umutların onunla birliktedir artık
hüzünlerin onsuzluğundandır

Aşk biir adli hatadır da
Peki hep kötü müdür
bu hatanın sonuçları?
yoksa hayatının en güzel anları o hatayla mı varolur
bazen hayatının felaketidir
bazense hayatının en güzel sürprizi
ama hayatının hep en özelidir o hata
ve belki de hata dediklerimiz hayatımızın en güzel doğrusu olacaktır
iyi ki hatalar var şu hayatta dedirtendir sana
zaten kim hayatı hatasız yaşamak ister ki

yaşasın hata yapma özgürlüğüm...

ÜŞÜMEK

Üşüyorum.
Neden? diye soruyorum kendime.Bulamıyorum bir cevap.Oysa dışarıda güneş parlıyor tüm neşesiyle ;içimeyse hüzün çökmüş tüm ağırlığıyla.Dışarıdaki güneş içime girmek için adeta hüzün bulutlarımla mücadele ediyor ama her defasında güneş yeniliyor ve üşüyorum...
Umutsuzluğun başladığı noktada güneşim uzaklaşıyor benden.Beklentilerimin azaldığı oranda güneşle aramdaki mesafe artıyor,artıyor ve sonunda görülmez oluyor gökyüzünde.
Üşümemin nedenlerini arıyorum içimde.
Belki bakışları,sözleri,gülümsemeleri özlemekten üşüyorum.Belki de anlaşılamamaktan,dışlanmaktan, tuhaflaşmaktan.Ya da uzaklaşmaktan,ufkun ötesine aşmaktan.Belki de gölgeden çıkmaktan ürküyorum ışığın gözümü kamaştırması ürkütüyor beni ve gölgede kalıyorum.Ve gölgede kalmak yoruyor beni.Zaman zaman da bu yorgunluk titretiyor derinlerde saklı kalan duygumu

Ne garip şey üşümek ve de ne gizemli.Bazen hissettiğin en yoğun duygu oluyor ama ismini koyamıyorsun bazense ufacık bir ürpertiyle hissettiriveriyor kendisini.Çözemiyorum bu gizemi ve üşümekten kurtulamıyorum.Battaniye niyetine sözlerle örtmek istiyorum yüreğimin üstünü.Sevgiye sığınarak avutmak istiyorum kendimi.Ama sonuçsuz kalıyor tüm çabalarım.Sözcükler cümle oluşturmuyor.Yapbozun dağınık parçaları gibi anlamsız kalıyorlar
Hiç bir şeyi anlamlandıramasam da artık biliyorum bu üşümelerin çözümü yok.
Çünkü tek bir neden var:
Üşüyorum çünkü gözlerim sensizlikle dolu bir boşluğa bakıyor....Ve sensizlik sonsuzluk gibi çözümsüz,sınırsız ama artık olağan.Üşümeye alışıyorum....

SEN NERDESİN,BEN NERDE

Sen başkalarının gözlerindesin ben senin gözlerindey(d)im.
Bekliyordum seni hem uzaklaşıyordum hem de bekliyordum gelmeni.Sana baktıkça yeni umutlar yaratıyordum kendime.Bir çocuğun şekere sevinmesi gibi bi sözcüğüne seviniyordum
sonra o şekerin bağımlılık yarattığını fark ettim.Bağımlıkta olduğu gibi hep anlık mutluluklar yarattın sen bende,sonrası sıkıntı.Sen başkalarının yerini dolduramıyorsun ben senin yerini...Belki şu an ikimizin de gözlerinden birer damla yaş düşüyor.Biri benim gözümden senin gönlüne,diğeri senin gözünden başka gönüllere.Hep böyle devam ediyor sanırım.Biri birisini özlüyor o da başkasının hasretini çekiyor.Bu hüzün zinciri insanın umutlarından uyandığı noktada kopmaya başlıyor.Şimdi ben de o zincirden çıkıyorum seni orda bırakarak.
Yani sen hala zincirleme hüzünlerin aşkını yaşarken ben tüm karmaşıklığın tek bir sözcüğe sığdığı durumdayım:hoşçakaldayım

GECE SEN MİSİN GALİP YOKSA BEN Mİ

Gecenin kör ve sağır bir vaktinde hiç çıkmadığın gönülden akla takılıyorsun.Uykumu kovalıyor,kabusları getiriyorsun yatağımı paylaşmaya.Sensizlik,sessizlik,yalnızlık kabusları müzik olarak eşlik ediyor bana tüm gece boyunca uykusuzluğumla olan dansımda.Sonra bu dans sırasında başllıyor insanın en yorucu sorgulaması:aklının savcı,kalbinin sanık olduğu bi sorgulama.Gecceyle başlıyor geceyle bitiyor bunlar.

Peki gece ne zaman başlıyor ne zaman bitiyor?Sıırf gün batımı değildir gecenin başlangıcı.Asıl geceye geçiş herkesin sustuğu kalbin konuşmaya başladığı andır.O konuşmaya başlar sen dinlersin bazen sussun istersin bazense hep konuşsun.Aklın araya girer kalbini itham eder ama o yine de hep başının dikine gider hiçbi itirazına kulak asmadan.Suşlu olduğunu kabul eder de suç işlemekten vazgeçmez.Ama sonunda o da öğrenmeye başlar ki her istediği olmuyor bu hayatta;düşe kalka acı çeke çeke söz dinlemeyi de öğrenecektir ve işte o zaman gecenin de bitimi yaklaşmıştır.Çünkü o zaman insanın ayakları yere basmaya başlamıştır.Ve ancak o zaman anlar ki umut ettikleriyle onun için düşünülenler,hissedilenler bambaşka.Bu farklılığı anladıkça gecenin getirdiği körlük de ortadan kalkmaya başlar ve gece uzaklaşır kişiden.

Yalnızlık mıdır gece yoksa kendinle en kalabalık olduğun anlar gecede mi saklıdır?Zamanın en ıssız vakti diye düşündüğün anda,koyu bir sessizlik içinde nasıl da kendini gösteriyor çığlıklar.Ne kadar kalabalık olduklarına şaşmaya fırsat kalmadan başlıyorlar bir bir güneşten sakladığın sırları ortaya dökmeye. Kaçamıyorsun,susturamıyorsun,yüzleşiyorsun hepsiyle mücadele ediyorsun sonra yenik çıkıyorsun.
Ama bu yenilgi gecenin bitimiyle beraber geride kalıyor.Gerçeğe tutundukça gece uzaklaşıyor,gece uzaklaştıkça insan güçleniyor.Geceler boyu devam eden savaş sona eriyor ve cephelerin galibi gece gözükse de anlıyorsun savaşın kazananı sensin ki en güçlü olan da sensin

Şimdi biliyorum artık üzülmeyecek kadar güçlüyüm.Ve diyorum:
"Gece sen mağlupsun ben mağrur..."

GÖLGEDEN ÇIKMAK

Kalmalar sığmıyor hayata ve gitmeleri kaldıramıyor bu beden,bu ruh.Yaşam gidenlerle gelenler arasında bir durakta beklemekle geçiyor

Gidenler ardından büyük boşluk bıraksa da gelenler yine de sığmıyor oraya ve her gidenin ardından açtığı boşluk eskisinden de büyük oluyor,onarılması zorlaşıyor.Gönülde açılan boşluklara becerikssizce attığım dikişler tutmuyor.Bazen bir dost oluyor bu boşlukları açan bazen yar bazense kendin oluyorsun ve en derin boşluğu da insanın kendisi açıyor.Gidenlerle beraber giden kendimin yerini hiç bi şeyle dolduramıyorum.Sonrası boşlukla gelen uçsuz bucaksız sessizlik anları yaşanıyor;bitmek bilmiyor.
Sonra tam her şeyden vazgeçeceğin bir anda eksilen yerlerin tamamlanmaya başlıyor.Kendin yine kendine dönüyorsun,"Godot'yu beklerken" ne kadar çok şeyi göz ardı ettiğini görüyorsun.
İhmal ettiklerine sığınıyorsun yeniden başlıyorsun hayata yepyeni bir kalemle yepyeni bir sayfadasın şimdi ve hiç bir şeyi hiç kimseyi beklemeden yazmaya başlıyorsun en hüzünlü ama en mutlu,en yalnız ama en kalabalık,en soğuk ama en yakıcı anlarını...Ne olursa olsun ister iyi ister kötü izler olsun ama artık sadece sana ait olanı yaşıyorsun yazıyorsun,başkasının gölgesinde yaşamaktan kurtuluyorsun....
En mutlu gölgede değil de en acı verici sende yaşıyorsun artık....

ZAMAN KALEMLE BİRLEŞİNCE

Gözlerim yüreğindeki hapisten kaçak bi yaşamı sürdürüyor artık....

Biliyorum artık prangalı değilim oraya ama hür de değilim,duyumsuyorum.Hala duygularıma yakalanma korkusu,hala seni düşünme(me) endişesi görünmez duvarlar örüyor her bi yana.Ama yıkılmaz duvarlar değil.Ve yıkımı gerçekleştirirken sana dair tümleri,hiçbir şeyi bile siliyorum bellekten.
Gözden ırak olan gönülden ırak olurmuş,öyle mi?Bilmiyorum sadece şu sıralar ben gözlerimi içimden uzaklaştırıyorum ki seni aramasınlar etrafta.Çünkü ne zaman boş bi anımı bulsalar onlar da dalıveriyor içimde bi yerlere,kimi anlara,senin bakışlarına.Donuklaştırmak istiyorum onları başka noktalara odaklaştırmak...İşte bundandır ki her daim meşgülüm dikkat dağıtmakla.
Şimdi kaçaklığımı sona erdirirken en büyük silahım kalemden dökülen şu sözcükler.Her bi cümle beraberinde duvardan bi tuğla düşürüyor.Ve sınırların sınırsızlığına yaklaştırıyorlar beni...En içimi bilen dost da kalemler, beni en yalnız bırakanlar da onlar...Ama sözüklerle zaman öyle güzel bir ikili oluşturuyorlar ki içimdeki tüm hayalkırıklıklarını,hüzünleri süpürüp götürüyorlar bambaşka diyarlara....O diyarlardan bana en büyük güzelliği,özgürlüğü getiriyorlar...

AYNADA GÖKKUŞAĞI

Pollyannacılık değil istediğim.Zira mutluluk oyunlarında iyi yönleriyle pazarlanmaya çalışılanlar,esasında varlıklarına bile dayanamadığımız kötü yanlarıdır hayatın ve işte o nedenle inkar yoluna gidilir zaten.Oysa ben hayatımda kötü şeyler istemiyorum.Beni bana getirecek şey pembe gözlük takıp kötü şeyleri iyiye çevirmek değil,kendimi masallarla avutmak hiç değil.İçimden gelen şey her şeyin ayna gibi bana yansıması,güzelliklerle dolu bir ayna yansıması.

Hayat bir gökkuşağı gibi rengarenk.Bu renklerin hepsini yaşamak hepsini görmek hayatın en güzel yanı olsa gerek.Ki o renklerde griye,siyaha,hüzne,umutsuzluğa yer yok.Evet belki kimi zaman mor gözyaşları da dökeceksin,bazense yeşilin durağan hallerinde olacaksın,bazen sarı ayrılık yelleri esecek hayatında.Unutma ki hepsinin sonunda da pembe mutluluklar kırmızı coşkularla kapını çalacaktır.Tabi mavinin umutlu hallerini de unutmamak gerek.Ama hiçbir zaman siyah karamsarlığı olmamalı hayatında,ya da giri karmaşıklılığı.

Şimdi anka kuşluğu bırakmak vakti,küllerden yeniden doğmak değil ateşe hiç girmemek gerek.Yağmurdan kaçarken gökkuşağına sığınıyorum artık,ateşle ısıtmıyorum kendimi.Pembe gözlükler takmak değil aynamda gökkuşağını görmek tercihim

KS

Konur sokağı sendin,sendi konur sokağı

içindeki yüzler sendin;aranan,beklenen,özlenen hep sendin

caddeyi dolduran sesler senden gelip kalbe çarparken

kalpse sokağ(ın)a her adımda sen diye çarpıyordu

anılardı sokaktan geçerken gözlerimin önüne gelen

sonra gözlerimde yaşlar biriktiren anılar...

ve sen gözümde bir yaştın,ama yaşlar aktıkça gözümden

sen düşmüyordun kalbimden,ruhuma sızıyordun adeta

sonra tam da tavladaki dübeşle eşleşecekken

birden hep yekle alıp başını gitmiştin hayatımdan kendini

sessizce,umarsızca,bensizce....

şimdi ben sensizce konur sokağı kimsesizi gibi...

ANLAMLI SAÇMALAMALAR

Hayattan beklediklerimin başında olan şeyden,hayalimden,amacımdan şimdi yani tam da ona en yakın olmam gereken zamanda sanki giderek uzaklaşıyorum,kum taneleri gibi elimden kayıp gidiyor hedeflerim amaçlarım,hayallerim en kötüsü de umutlarım...ve etrafımda dost saydıklarım da meğer bildiğimden azlarmış,olsun az olsalar da hep benimleler onu biliyorum ya yeter,hatta belki de elimden kayan tüm her şeye rağmen yine gülümseyebilmem de onlar sayesindedir,iyi ki varlar,iyi ki varsınız :) .Ama yine de bi an kaybettiğim birini gördüğümde de içimin sızlaması niye bilmiyorum,belki de beklentilerim uçup giderken eskiye özlemim artıyor ,geleceğe dokunamazken geçmişimin de gerçekten geçtiğini görmek canımı acıtıyor bilmiyorum.Ve hem korkularım var ufka yaklaşabilecek miyim,başarabilecek miyim diye hem de bi o kadar dokunmak istiyorum o amacın eteğinin ucundan da olsa ona sımsıkı tutunmak ve hep onla devam etmek yola onla yeni yollar çizmek,onla yeni amçalar belirlemek...peki ya onsuz?peki ya ona tutunamazsam ne olacak? hiç cevap sadece hiçlik

nasıl olacak bilmiyorum ama hayat bi göz kırp bana lütfen,o tünelin sonundaki ışığı görmeye en çok muhtaç olduğum andayım şu an.yok ışık hiç olmayacaksa da o tüneli kazmama yardımcı olacak insanlar hiç yanımdan ayrılmasın,ve hani o kaybedip özlediğim geçmişimi de şimdime yeniden taşıyabiliyim...

13 Ekim 2010 Çarşamba

yağmur

dışarıda yağmur
kızın elinde şemsiye
hem yağmurdan şikayetçi
hem de yağmura direnen tavrıyla
yani hem zorlukları kabullenemeyen
hem de onlara karşı durmasını da bilen...
sokak ortasında çekine çekine attığı adımlarda da
mağrur,gururlu tavrı içinde