22 Aralık 2010 Çarşamba

Tuhaflıklar

Ne tuhaf değil mi,ilk biramda da sen vardın;ilk sigaramda da...aralarında hayli bir zaman aralığı olmasına rağmen...ikisinde de sen olsan da ikisinde de bambaşka duygu bırakmıştın içimde.Birinde hala gözüm sana bakabiliyor,seni görebiliyordu;sen beni hiç göremesen de en azından bakabiliyordun.Diğer ilkimde de sen vardın ama yoktun.Çünkü ne gözlerine değebiliyordu gözlerim ne de sesin çarpıyordu kulağıma,,ama hala vardın işte etrafımda bi yerlerde;ben ne kadar çemberler çizip kendimi içinde snei dışında bırakmak istesem de olmuyor ve bunu engelleyemiyorum artık kabullendim.Sanırım bunun tek bitişi de benim başka bir çemberin içinde başka bir yüze dokunmak olacak....

6 Aralık 2010 Pazartesi

..........................

"Az gitmiş,uz gitmiş,dere tepe düz gitmiş bir de arkasına bakmış ki bir arpa boyu yol alamamış"
İşte yine o arkaya bakma anındayım bugün ve yine görüyorum ki senden uzaklaşmak adına,senden gitmek,aslında senin benden gitmen adına bir arpa boyu yol alamadığımı görme anında...Arkama dönmemek için dirensem de kendime,hep ilerisine adımlar attığımı sansam da ,bir anda tilki misali kürkçü dükkanında buluyorum kendimi.Yine geçmişte,aslında bir türlü geçememiş geçmişimde...Ve sadece o anlarda kendime en dürüst ve en çok kendim gibi hissedip en çok kendim gibi yaşıyorum,içi senle dolu olan bir kendimle.En KENDİM olduğum o anlardan kaçıp en yalan halimle kaptırıyorum sonra bi koşuşturmacaya.Kendimden kaçıp yalana sığınıyorum,gerçekler kendime iterken beni...
Sonra silip atasım geliyor sana dair ne varsa aklımda,hatrımda, anılarımda;hadi onu yaptım diyelim peki bu laftan sözden mantıktan anlamayan kalbime neyi nasıl kabul ettireceğim,nasıl ehlileştireceğim onu?Aklımın söylediklerine en deli cesaretiyle asilik ederken,nasıl da senin gözlerini düşündüğü an esaretine boyun eğiyor!Bu çözümsüzlükten çıkabilsem ki o arpa boyunun ilerisinde devam edeceğim hayatıma.
Hep bir kördüğüm olarak kalacak mısın içimde,ruhumun ruhunun zindanlarında esareti devam mı edecek?çözümlenememiş duygularım ve sen,çözümsüz özlemim...hep benle mi kalacaksınız?Belki senle içimdeki dünyayı yaşamayı hak etmedim,ya da sen bana layık görmedin ama bu soruların cevabını da alıp götürmeseydin gittiğin yere

30 Ekim 2010 Cumartesi

NASIL

Sevdim
hem de nasıl sevdim

senin kim olduğunu unuttum da sevdim
bakışında gördüklerim dışında her şeyi göz ardı edip sevdim
sözlerin dışında hiçbir şeyi duymadan sevdim
ve seni her gördüğümde
kalbimde beliren heyecan dışında hiçbir şeyi duyumsamadan sevdimm
......
yani senin anlayacağın sevgili
kendimi unutup da sevdim seni
hem de nasıl sevdim.....

sense beni hatırlamadın
çünkü hiç tanımadın......

İLK

Elimde biram
karşımda sen
aklımda sana karşı isyan
kalbimde seninle devrim yaşanıyor
......
sen...
hepsinden bihaber.....

YİNE

İşte yine aynısı...
Yine düşkırıklığı yaşanıyor içimdeki diyarda.Düşkırıklığı ama şaşkınlık barındırmıyor içinde bu kez.Çünkü umutlarının boş çıkmasına,hayallerinin rüzgarda dağılıp gitmesine alışkın bi hayli zamandır.
Her defasında haykırıyor yürekten bir ses bu sefer farkllı bambaşka olacak diye.Bu sefer...
...Ama olmuyor heyecanlar içimde bastırılmak ,hasretler unutulmak,duygular yitik yolcu olmak zorunda kalıyor.Yitiriyorum ve her duygumu yolcu ederken kendimden de çok şeyi uğurluyorum
Şimdi de seni sana dair her şeyi yitirmek zorundayım ama yapamıyorum kıyamıyorum sana,kendime hiç aynı cümlede özne olmayacak olan bize.
O gülümsemedeki masumiyeti bir daha görememeyi göze alamıyorum.
Ben bu kadar bağlanmışken sense her şeyden bu kadar bihaber ve bana dair hiçbir şeyi duyumsamazken biliyorum yine gidecek içimden güzel şeyler...çekip gidecekler.Ben yine gidenlerin ardından mendil sallayan olacağım
Olsun...dedim yaa nicedir alışkınım düşkırıklıklarına ve yalnızlığa....

KALABALIK YALNIZLIKLAR İÇİNDE

Yalnızlığımın içinde seninle kalabalıklaşıyorum;kalabalıklar içinde seninle yalnızlaşıyorum...işte bu anlarda çevremdeki insanlara bakıyorum ama görmüyorum ; işitiyorum ama duymuyorum...sadece sensizliği içimde hissediyorum.

Bi bakıyorum beni alıp götürüyorsun bambaşka diyarlara ; bi bakıyorum hep aynı yerdeyim: "sensizliğimin ortasında"....Bazen hayata dair tüm boşluklarımı sen dolduruyorsun, bazense hayatımdaki,beynimdeki,kalbimdeki en büyük boşluğu sen yaratmışsın...Bilmiyorum ki bu yaman bir çelişkidir ki içinden çıkıp gidemiyorum
tıpkı bi labirent gibi kendi etrafımda dolanıp duruyorum
Sesleniyorum sana bu labirentten bi çıkış bulmak adına ama sesime karşılık cevap sadece yine kendi sesimin yankısı oluyor."Nerdesiiinn....nerdesin...nerdesiii...nerdeee..."
yanlşi yolda olduğumun farkına vardığım her defasında kırılıyorum üzülüyorum bu hayalkırıklığına amaa yapamıyorum pes edemiyorum yine aramaya devam ediyorum seni.
Nasıl oluyor da hem bu kadar içimde bi yerlerdeyken hem de bu kadar bana uzak olabiliyorsun,anlayamıyorum.Artık anlamaya çalışmaktan da vazgeçtim sadece bekliyorum sadece yakınlığını hissedeceğim anı bekliyorum ve biliyorum ki o an gelecek....

SEN BENİM ZITLIKLARIM

Seni görmek bazen ıstırap bazen endişe bazense heyecan
seni düşünmek hem kendimden vazgeçmek
bi o kadar da kendime sarılmak gibi
seni duymak sesinin içime işlemesi
aklımın sesineyse kulaklarımın kapanması
sana dokunmak hem suya dokunmak gibi hissedilir
hem de havaya dokunmak gibi boşluktaymış gibi
senle hep birlikte olmak ama hiç kavuşamamak

Yani sen benim zıtlıklarım
hem olduklarım hem olamadıklarım..

sonunda senden vazgeçmek...
ama...
yine de
hala

Sana söylenesi sözlerim var söyleyemedim,dudakta kaldı
Senden duyasım sesler var duyamadım,hasrette kaldı
senden beklediğim bakışlar var,düşlerde kaldı
sana anlatacağım duygularım var yürekte saklı kaldı

NASIL BİR ŞEYSİN SEN

susmakla konuşmak
ağlamakla gülmek arası bi şeysin sen benim için
bazen mutluluk yapbozumun en büyük parçası
bazense hüzün duvarımın en temel taşı oluyorsun
ne sevdiğimi biliyorum seni,ne de nefret ettiğimi senden
ne gidebiliyorum senden ,ne de kalabiliyorum senle
ne git diyebiliyorum sana , ne de kal
hem adını koyamıyorum senin hem de inkar edemiyorum varlığını
sadece hissediyorum seni
sadece....
yetmez mi?

söylesene nasıl bir şeysin sen
rüyam mı yoksa kabusum mu
dileğim mi yoksa korkularım mı
şansım mı şanssızlığım mı
yoksa hiçbiri değil de
en bildiğim yabancım mı

AŞK ADLİ BİR HATADIR

SANA,EN CANDAN İLHAM PERİSİNE,ADLİ HATAN SENİ EN BÜYÜK DOĞRUNA GÖTÜRSÜN...

"Aşk adli bir hatadır"
telafisi mümkün olmayan
ve tamiri imkansız
ne bir usulu vardır aşkın
ne de bir terazisi
hiçbir zaman küfeler eşit değildir onda
adalet başlı başına aşkın kendisine zıttır zaten
mesela sen meydan okurken tüm dünyaya
o seni görmezden gelir
sen onun gözlerini düşlerken
o başkalarından af dilemektedir aşk adına
senin gözlerinden yaş ,kaleminden ona dair mısralar süzülürken
o senden birkaç sözcüğü bile esirgemektedir

bir kez düştün mü aşk denilen o hataya
feragat edersin kendinden,hayallerinden
ve odaklanırsın karşındakinin hayatına
umutların onunla birliktedir artık
hüzünlerin onsuzluğundandır

Aşk biir adli hatadır da
Peki hep kötü müdür
bu hatanın sonuçları?
yoksa hayatının en güzel anları o hatayla mı varolur
bazen hayatının felaketidir
bazense hayatının en güzel sürprizi
ama hayatının hep en özelidir o hata
ve belki de hata dediklerimiz hayatımızın en güzel doğrusu olacaktır
iyi ki hatalar var şu hayatta dedirtendir sana
zaten kim hayatı hatasız yaşamak ister ki

yaşasın hata yapma özgürlüğüm...

ÜŞÜMEK

Üşüyorum.
Neden? diye soruyorum kendime.Bulamıyorum bir cevap.Oysa dışarıda güneş parlıyor tüm neşesiyle ;içimeyse hüzün çökmüş tüm ağırlığıyla.Dışarıdaki güneş içime girmek için adeta hüzün bulutlarımla mücadele ediyor ama her defasında güneş yeniliyor ve üşüyorum...
Umutsuzluğun başladığı noktada güneşim uzaklaşıyor benden.Beklentilerimin azaldığı oranda güneşle aramdaki mesafe artıyor,artıyor ve sonunda görülmez oluyor gökyüzünde.
Üşümemin nedenlerini arıyorum içimde.
Belki bakışları,sözleri,gülümsemeleri özlemekten üşüyorum.Belki de anlaşılamamaktan,dışlanmaktan, tuhaflaşmaktan.Ya da uzaklaşmaktan,ufkun ötesine aşmaktan.Belki de gölgeden çıkmaktan ürküyorum ışığın gözümü kamaştırması ürkütüyor beni ve gölgede kalıyorum.Ve gölgede kalmak yoruyor beni.Zaman zaman da bu yorgunluk titretiyor derinlerde saklı kalan duygumu

Ne garip şey üşümek ve de ne gizemli.Bazen hissettiğin en yoğun duygu oluyor ama ismini koyamıyorsun bazense ufacık bir ürpertiyle hissettiriveriyor kendisini.Çözemiyorum bu gizemi ve üşümekten kurtulamıyorum.Battaniye niyetine sözlerle örtmek istiyorum yüreğimin üstünü.Sevgiye sığınarak avutmak istiyorum kendimi.Ama sonuçsuz kalıyor tüm çabalarım.Sözcükler cümle oluşturmuyor.Yapbozun dağınık parçaları gibi anlamsız kalıyorlar
Hiç bir şeyi anlamlandıramasam da artık biliyorum bu üşümelerin çözümü yok.
Çünkü tek bir neden var:
Üşüyorum çünkü gözlerim sensizlikle dolu bir boşluğa bakıyor....Ve sensizlik sonsuzluk gibi çözümsüz,sınırsız ama artık olağan.Üşümeye alışıyorum....

SEN NERDESİN,BEN NERDE

Sen başkalarının gözlerindesin ben senin gözlerindey(d)im.
Bekliyordum seni hem uzaklaşıyordum hem de bekliyordum gelmeni.Sana baktıkça yeni umutlar yaratıyordum kendime.Bir çocuğun şekere sevinmesi gibi bi sözcüğüne seviniyordum
sonra o şekerin bağımlılık yarattığını fark ettim.Bağımlıkta olduğu gibi hep anlık mutluluklar yarattın sen bende,sonrası sıkıntı.Sen başkalarının yerini dolduramıyorsun ben senin yerini...Belki şu an ikimizin de gözlerinden birer damla yaş düşüyor.Biri benim gözümden senin gönlüne,diğeri senin gözünden başka gönüllere.Hep böyle devam ediyor sanırım.Biri birisini özlüyor o da başkasının hasretini çekiyor.Bu hüzün zinciri insanın umutlarından uyandığı noktada kopmaya başlıyor.Şimdi ben de o zincirden çıkıyorum seni orda bırakarak.
Yani sen hala zincirleme hüzünlerin aşkını yaşarken ben tüm karmaşıklığın tek bir sözcüğe sığdığı durumdayım:hoşçakaldayım

GECE SEN MİSİN GALİP YOKSA BEN Mİ

Gecenin kör ve sağır bir vaktinde hiç çıkmadığın gönülden akla takılıyorsun.Uykumu kovalıyor,kabusları getiriyorsun yatağımı paylaşmaya.Sensizlik,sessizlik,yalnızlık kabusları müzik olarak eşlik ediyor bana tüm gece boyunca uykusuzluğumla olan dansımda.Sonra bu dans sırasında başllıyor insanın en yorucu sorgulaması:aklının savcı,kalbinin sanık olduğu bi sorgulama.Gecceyle başlıyor geceyle bitiyor bunlar.

Peki gece ne zaman başlıyor ne zaman bitiyor?Sıırf gün batımı değildir gecenin başlangıcı.Asıl geceye geçiş herkesin sustuğu kalbin konuşmaya başladığı andır.O konuşmaya başlar sen dinlersin bazen sussun istersin bazense hep konuşsun.Aklın araya girer kalbini itham eder ama o yine de hep başının dikine gider hiçbi itirazına kulak asmadan.Suşlu olduğunu kabul eder de suç işlemekten vazgeçmez.Ama sonunda o da öğrenmeye başlar ki her istediği olmuyor bu hayatta;düşe kalka acı çeke çeke söz dinlemeyi de öğrenecektir ve işte o zaman gecenin de bitimi yaklaşmıştır.Çünkü o zaman insanın ayakları yere basmaya başlamıştır.Ve ancak o zaman anlar ki umut ettikleriyle onun için düşünülenler,hissedilenler bambaşka.Bu farklılığı anladıkça gecenin getirdiği körlük de ortadan kalkmaya başlar ve gece uzaklaşır kişiden.

Yalnızlık mıdır gece yoksa kendinle en kalabalık olduğun anlar gecede mi saklıdır?Zamanın en ıssız vakti diye düşündüğün anda,koyu bir sessizlik içinde nasıl da kendini gösteriyor çığlıklar.Ne kadar kalabalık olduklarına şaşmaya fırsat kalmadan başlıyorlar bir bir güneşten sakladığın sırları ortaya dökmeye. Kaçamıyorsun,susturamıyorsun,yüzleşiyorsun hepsiyle mücadele ediyorsun sonra yenik çıkıyorsun.
Ama bu yenilgi gecenin bitimiyle beraber geride kalıyor.Gerçeğe tutundukça gece uzaklaşıyor,gece uzaklaştıkça insan güçleniyor.Geceler boyu devam eden savaş sona eriyor ve cephelerin galibi gece gözükse de anlıyorsun savaşın kazananı sensin ki en güçlü olan da sensin

Şimdi biliyorum artık üzülmeyecek kadar güçlüyüm.Ve diyorum:
"Gece sen mağlupsun ben mağrur..."

GÖLGEDEN ÇIKMAK

Kalmalar sığmıyor hayata ve gitmeleri kaldıramıyor bu beden,bu ruh.Yaşam gidenlerle gelenler arasında bir durakta beklemekle geçiyor

Gidenler ardından büyük boşluk bıraksa da gelenler yine de sığmıyor oraya ve her gidenin ardından açtığı boşluk eskisinden de büyük oluyor,onarılması zorlaşıyor.Gönülde açılan boşluklara becerikssizce attığım dikişler tutmuyor.Bazen bir dost oluyor bu boşlukları açan bazen yar bazense kendin oluyorsun ve en derin boşluğu da insanın kendisi açıyor.Gidenlerle beraber giden kendimin yerini hiç bi şeyle dolduramıyorum.Sonrası boşlukla gelen uçsuz bucaksız sessizlik anları yaşanıyor;bitmek bilmiyor.
Sonra tam her şeyden vazgeçeceğin bir anda eksilen yerlerin tamamlanmaya başlıyor.Kendin yine kendine dönüyorsun,"Godot'yu beklerken" ne kadar çok şeyi göz ardı ettiğini görüyorsun.
İhmal ettiklerine sığınıyorsun yeniden başlıyorsun hayata yepyeni bir kalemle yepyeni bir sayfadasın şimdi ve hiç bir şeyi hiç kimseyi beklemeden yazmaya başlıyorsun en hüzünlü ama en mutlu,en yalnız ama en kalabalık,en soğuk ama en yakıcı anlarını...Ne olursa olsun ister iyi ister kötü izler olsun ama artık sadece sana ait olanı yaşıyorsun yazıyorsun,başkasının gölgesinde yaşamaktan kurtuluyorsun....
En mutlu gölgede değil de en acı verici sende yaşıyorsun artık....

ZAMAN KALEMLE BİRLEŞİNCE

Gözlerim yüreğindeki hapisten kaçak bi yaşamı sürdürüyor artık....

Biliyorum artık prangalı değilim oraya ama hür de değilim,duyumsuyorum.Hala duygularıma yakalanma korkusu,hala seni düşünme(me) endişesi görünmez duvarlar örüyor her bi yana.Ama yıkılmaz duvarlar değil.Ve yıkımı gerçekleştirirken sana dair tümleri,hiçbir şeyi bile siliyorum bellekten.
Gözden ırak olan gönülden ırak olurmuş,öyle mi?Bilmiyorum sadece şu sıralar ben gözlerimi içimden uzaklaştırıyorum ki seni aramasınlar etrafta.Çünkü ne zaman boş bi anımı bulsalar onlar da dalıveriyor içimde bi yerlere,kimi anlara,senin bakışlarına.Donuklaştırmak istiyorum onları başka noktalara odaklaştırmak...İşte bundandır ki her daim meşgülüm dikkat dağıtmakla.
Şimdi kaçaklığımı sona erdirirken en büyük silahım kalemden dökülen şu sözcükler.Her bi cümle beraberinde duvardan bi tuğla düşürüyor.Ve sınırların sınırsızlığına yaklaştırıyorlar beni...En içimi bilen dost da kalemler, beni en yalnız bırakanlar da onlar...Ama sözüklerle zaman öyle güzel bir ikili oluşturuyorlar ki içimdeki tüm hayalkırıklıklarını,hüzünleri süpürüp götürüyorlar bambaşka diyarlara....O diyarlardan bana en büyük güzelliği,özgürlüğü getiriyorlar...

AYNADA GÖKKUŞAĞI

Pollyannacılık değil istediğim.Zira mutluluk oyunlarında iyi yönleriyle pazarlanmaya çalışılanlar,esasında varlıklarına bile dayanamadığımız kötü yanlarıdır hayatın ve işte o nedenle inkar yoluna gidilir zaten.Oysa ben hayatımda kötü şeyler istemiyorum.Beni bana getirecek şey pembe gözlük takıp kötü şeyleri iyiye çevirmek değil,kendimi masallarla avutmak hiç değil.İçimden gelen şey her şeyin ayna gibi bana yansıması,güzelliklerle dolu bir ayna yansıması.

Hayat bir gökkuşağı gibi rengarenk.Bu renklerin hepsini yaşamak hepsini görmek hayatın en güzel yanı olsa gerek.Ki o renklerde griye,siyaha,hüzne,umutsuzluğa yer yok.Evet belki kimi zaman mor gözyaşları da dökeceksin,bazense yeşilin durağan hallerinde olacaksın,bazen sarı ayrılık yelleri esecek hayatında.Unutma ki hepsinin sonunda da pembe mutluluklar kırmızı coşkularla kapını çalacaktır.Tabi mavinin umutlu hallerini de unutmamak gerek.Ama hiçbir zaman siyah karamsarlığı olmamalı hayatında,ya da giri karmaşıklılığı.

Şimdi anka kuşluğu bırakmak vakti,küllerden yeniden doğmak değil ateşe hiç girmemek gerek.Yağmurdan kaçarken gökkuşağına sığınıyorum artık,ateşle ısıtmıyorum kendimi.Pembe gözlükler takmak değil aynamda gökkuşağını görmek tercihim

KS

Konur sokağı sendin,sendi konur sokağı

içindeki yüzler sendin;aranan,beklenen,özlenen hep sendin

caddeyi dolduran sesler senden gelip kalbe çarparken

kalpse sokağ(ın)a her adımda sen diye çarpıyordu

anılardı sokaktan geçerken gözlerimin önüne gelen

sonra gözlerimde yaşlar biriktiren anılar...

ve sen gözümde bir yaştın,ama yaşlar aktıkça gözümden

sen düşmüyordun kalbimden,ruhuma sızıyordun adeta

sonra tam da tavladaki dübeşle eşleşecekken

birden hep yekle alıp başını gitmiştin hayatımdan kendini

sessizce,umarsızca,bensizce....

şimdi ben sensizce konur sokağı kimsesizi gibi...

ANLAMLI SAÇMALAMALAR

Hayattan beklediklerimin başında olan şeyden,hayalimden,amacımdan şimdi yani tam da ona en yakın olmam gereken zamanda sanki giderek uzaklaşıyorum,kum taneleri gibi elimden kayıp gidiyor hedeflerim amaçlarım,hayallerim en kötüsü de umutlarım...ve etrafımda dost saydıklarım da meğer bildiğimden azlarmış,olsun az olsalar da hep benimleler onu biliyorum ya yeter,hatta belki de elimden kayan tüm her şeye rağmen yine gülümseyebilmem de onlar sayesindedir,iyi ki varlar,iyi ki varsınız :) .Ama yine de bi an kaybettiğim birini gördüğümde de içimin sızlaması niye bilmiyorum,belki de beklentilerim uçup giderken eskiye özlemim artıyor ,geleceğe dokunamazken geçmişimin de gerçekten geçtiğini görmek canımı acıtıyor bilmiyorum.Ve hem korkularım var ufka yaklaşabilecek miyim,başarabilecek miyim diye hem de bi o kadar dokunmak istiyorum o amacın eteğinin ucundan da olsa ona sımsıkı tutunmak ve hep onla devam etmek yola onla yeni yollar çizmek,onla yeni amçalar belirlemek...peki ya onsuz?peki ya ona tutunamazsam ne olacak? hiç cevap sadece hiçlik

nasıl olacak bilmiyorum ama hayat bi göz kırp bana lütfen,o tünelin sonundaki ışığı görmeye en çok muhtaç olduğum andayım şu an.yok ışık hiç olmayacaksa da o tüneli kazmama yardımcı olacak insanlar hiç yanımdan ayrılmasın,ve hani o kaybedip özlediğim geçmişimi de şimdime yeniden taşıyabiliyim...

13 Ekim 2010 Çarşamba

yağmur

dışarıda yağmur
kızın elinde şemsiye
hem yağmurdan şikayetçi
hem de yağmura direnen tavrıyla
yani hem zorlukları kabullenemeyen
hem de onlara karşı durmasını da bilen...
sokak ortasında çekine çekine attığı adımlarda da
mağrur,gururlu tavrı içinde

25 Eylül 2010 Cumartesi

YANLIŞ OYNANAN SAKLAMBAÇ

Yanılan biz miyiz,yoksa hayat mı bizi yanıltıyor?yeniliyor muyuz bizi yanıltanlara karşı,yoksa onları yolcu edince hayatımızdan kazanıyor muyuz tüm oyunları?1,2,3,4,5...97,98,99...100 sağım solum önüm arkam saklanmayan ebe sobe...bu tümce çocukluğumun en safiyane oyununa aitti,oysa şimdi hala o tümceyi kullanıp gerçek yüzlerini saklayanlar arasında sıkışmış hissediyorum kendimi.Oyunun hakemi olmak istiyorum ve hepsini oyundan atmak,çünkü hepsi yanlış oynuyor bu oyunu.Saklambaç çocuk masumiyetiyle,çocuk heyecanı içinde küçük gizemler yarattiğini sanarak ama her zaman da tüm içini dışına yansıtarak oynanır demek istiyorum.Oysa siz başka başka maskelerle gelip ebe yerine; hep aldatmak istiyorsunuz beni,ve ben 100e kadar sayarken meğer arkamda her yüz bir diğerinin yerini almış,aklım karışıyor ve uzaklaşıyorum ebe yerinden ,sonra da yeniliyorum oyunda,sahte saklambaç oyununda...ben yine de çocukluğumun güzel oyunu saklambacı kendi kurallarım içinde oynamaya devam ediyorum,sahte oyunculardan kendimi saklayıp çocuk oyuncular ortaya çıkınca da kendimi ele vererek...

18 Haziran 2010 Cuma

O Anlar

O anlarda...
Ağzımdan ateş tadında sözler çıkarken
gözlerim deli deli bakıyor
herkes bunun nedenini kızgınlık sanıyor
oysa bu yanmanın nedeni yürekteki yalnızlığın sıcaklığı
öyle bi sıcaklık ki
ne su fayda ediyor etkisini azaltmaya
ne de rüzgar dindiriyor öfkesini
sadece yüreği kaya parçasına dönüştürmek serinletiyor

o anlarda
aklımın kalbimle işbirliği yapıp,
unutulası yerlerde,kişilerde takılı olduğunda,
diliminse hayata dönük yaşamaya devam ettiği anlarda,
kabuk bağlayarak sığınıyorum kendi içime
içimden dışarıya kaçmak isteyen tutsaklar...
ben onları engelleyen gardiyan zalimliğine bürünüyorum

ve hayattaki her yeni kıpırdanma anı
tehlikenin varlığına işaret ediyor
öyle bir tehlike ki beni benden uzaklaştırır,
en yakınımdakileri en uzak,en uzaktakileri en yakın yapmak ister
hep imkansızın peşinde sürükler götürür beni,
ufkun ötesine ulaşmak için
işte bu tehlike,
ki halk arasında aşk deniyor kendisine,
göçmen bir kuş hale getirdi beni;uçmaktan yoruldum
artık yerleşik hayata geçmek istiyorum tüm benliğimle
bu yüzen tüm kapıları kapatıyorum her yeni heyecana,
her yeni tehlikeye.
kapının kilidiyse asabiyet

Ki bilmiyorlar asabiyet kalkanımdır tehlikelere karşı

Karşılıksız Af Dilemeler

aynı anda gibiyim
aynı mekanda,aynı fonda,aynı bende
aynı masada,gözlerim yine kağıtlarda
yanımda biri bitiveriyor
o da diğer insanlar gibi,sıradan
yani senden çok bambaşka biri
sonra hiç tanımadığım o insanla
içimden çok tanıdık bir mekanda
yalancı umutlar bahşeden fallara dalıyoruz
bana dair,bilincinde olmadan sana dair cümleler kuruluyor o masada.
fal işte diyoruz
fala inanma falsız da kalma,
gülüp geçiliyor

sonra düşünüyorum
anısı olan o masa şimdi ne kadar da renksiz,
ne kadar ruhsuz ve ne kadar
da bir tahta gibi tahta masa

bir zaman ki yine aynı masada
gözlerim kağıtlara dalmışken
yine biri yanaşıvermişti yanıma
ama o diğer insanlardan farklı olandı,
(hala da farklı olan)
ışıldayan gülümsemesiyle
içimi ısıtan sözler çıkmıştı dilinden
tatli dilin kabuk bağlamış kalbi de yumuşattığını görmüştüm o gün
ve yine o gün öğrenmiştim
insanın hayatında bir zamir değişikliğinin ne kadar mutlu edeceğini
bir "siz"den "sen"e geçmenin heyecanının
ne kadar da umut verici,
hayallendirici olduğunu

sonra böyle olmadığını da yaşadım gördüm o da ayrı mesele
işte bunu gördüğüm içindir ki
artık mekanlar anlamsız,sözler heyecansız,bakışlar kişiliksiz
gönül ise umutsuz,küskün hayata,sana,aşka
ama en çok da bana küskün
onu bu derece küçülttüğüm,hapsettiğim için
sonra anlamsız aflar diliyorum ondan
cevabı gelmiyor
ama onursuzluğun aşkın dışında kaldığı gün
o da beni affedecek biliyorum

Monolog İçindeki İsyanlar

Yorgunum hem de çok
Sevmekten yoruldum,düş kurmaktan,ummaktan,sonra üzülmekten, kinleşmekten, uzaklaşmaktan, düşkırıklığından,düşkünlükten...hepsinden yoruldum ama beni en çok yoran şey diyalogta olduğumu sandığım monologlarımmış,anladım
Günlerim sorularıma cevap,yalnızlığıma bir ortak aramakla geçiyor.Sessizliğimi bozmak için hep sesleniyorum değişen şeylere.Bazen sevgiliyi çağırıyorum vuslat için,bazen omzunda ağlamak için bir dostu.Kimi zamansa dünyaya bağırıyorum olanca gücümle:
"Dur dönme,hızına yetişemiyorum.Sen kendi etrafında turlar atarken ben içindeki labirentte kayboluyorum,dur artık."
Sonra zamana dönüyorum yüzümü,geç demek istiyorum
artık geçsin ve beraberinde götürsün bu bitmek bilmeyen kederleri,sızısı dinmeyen kalp ağrılarına son versin.Gelecekle,geçmişle,onla,onsuzlukla,şarkılarla,şiirlerle dertleşiyorum,ama yine de çıkamıyorum monologlardan,cevapları bulamıyorum sorularımın,işbirliği çıkmıyor bu yalnızlık suçunda bana.
Nihayetinde pes ediyorum konuşmaktan,bağırmaktan,dillendirmekten kendimi.Suskunluğa sığınıyorum terapi adına.
Ve hala monolog ruh alemindeyken ben,tüm asi duygularımı katlediyorum isyanları bastırmak adına.
içimdeki katliamla huzuru bulacağımı sanıyorum,aslında yanıldığımı bile bile.İstemiyorum bana ait bu duyguları katletmek ama nolur gidin siz de göçmen kuşlar hesabı bu mevsim başka diyarlara göçün,bir dahaki mevsimde görüşmek üzere

masal masal içinde..gerçekse aynadan sana sırıtıyor

Seni bir masalın içine yerleştirmek istiyorum.Kalp atışlarının karşılıksız,sözlerin anlamsız,gözlerinin nemli olmadığı bir masal bu.Kafanın içinde şüphelerin değil,geleceğe dair umutların oluştuğu bir dünya.Gözler birbirine değdiğinde heyecanların da karşılıklı anlaştığı bir anda ol istiyorum.O an ki her yer sessiz,her yer karanlık,her yer geçmişte.Bir tek gözler mum ışığı gibi parıldıyor ve yine bir tek nefeslerin sessiz haykırışları duyuluyor.
Biliyorum sen zaten böyle bir sığınak yaratmışsın kendine,her mutsuz anında ordasın,her bıkkınlık anında yine orda,her boşlukta ilk uğrak yerin yine orası.O küçük kutunda düne dair hesaplaşmalardan uzak,bugüne dair endişeleri kovmuş,gelecekten beklentileriyse geleceğe ertelemiş durgun bir denizin huzurundasın.Ama geçecek biliyorsun az sonra dalgalar vuracak denize ve kumdan yaptığın sığınağın da yıkılacak.Olsun,hangi kelebek ömrü bir gün diye uçmaktan vazgeçmiş,sen de huzur anlarından vazgeçmiyorsun.Hüzünleri almıyorsun içeriye o kutudan,sorun(lu)lar,küskünlükler,pişmanlıkalr hep dışarıda
Neticede açılıyor kutunun kapağı ve çıkıyorsun hayatın gerçeklerine ürkerek bakıyorsun.Ve görüyorsun ürkmekte haklıısn çünkü kutunda bulduğun bildiğin umduğun hiç bir renk yok bu hayatta.
Sen masallar içinde avuturken kendini gerçekler aynadan seninle dalga geçmekteler.
Ve şimdilerde hayatın ve aşkın güzelliğine dair tüm cümleler birer birer yalanlıyor kendilerini.
Olsun sen yine de kelebek olmaya devem et,kozanın içindeki mutluluklarını hayata taşı....

Hesap Defteri

Bir anda oldu
Duruldu dediğim kalp çırpındı adeta yerinden çıkmak için.Kozasını yırtmaya çalışan bir kelebek heyecanıyla...Gözlerimse vücuttaki hareket iradesini ele geçirmek istiyordu o sırada o yüze dönmek için.Ama o yüze dönmek yeniden geçmişe dönmek demekti.Yeniden acılar yeniden anlık mutluluklar,yeni gülüşler,yeni hayaller ve yeniden içimdeki kırıkların sesini duymam demekti.Bakmadım.Onu görmek o an her şeyin üstünde bir istek de olsa geçmişe perde çekip;geleceğe,umuda,mutlu olma ihtimaline odaklanmış ve de yalnızlığı göze almış at gözlüklerini çıkarmadım.Gözleri engelleyebildim de İÇimi titreten sesi duyma isteği,özlemini dindiremedim içimde.Adımlarım ağırlaşıp zaman yavaşlarken ismimi başkasından duymayı ilk kez bu kadar çok,ilk kez bu kadar yoğun istedim.O yoğun,özlemle yoğun o anda bile hiçbir şeyin olmayacağını bir ağaç yaprağını bile kıpırdatacak bi değişimin olmayacağını biliyordum.Biliyordum ki benim ruhumda yeni dinmeyen sızılar yaratan o an,başka hiçbir kimsede,hiçbir anda,hiçbir yerde silik bir iz bile bırakmayacak.
Etkilendiklerimin etkisizliğimi hissetmek...Hep edilgen cümlelerin öznesi olup hiç etkin cümle olamamak...Hep bekleyen olup hiç beklenmeyen.İşte bugünkü ben işte bugünkü burcunun hesap defteri

Duyarsızlık alanmımı genişletmeye çabalarken küskünlüklerim de artıyor.İçimdeki titreyişler yumuşak dokunuşlar beklerken,vakit onalra,bana kırbaçlarla acımasız vuruşlarla karşılık veriyor.
Aşka olan cesaretim,korkaklığa dönüşüyor (bir zamnlar cesaretim var mı aşka şarkısını mırıldayan bu sesin kalbi şimdilerde en korkaklar arasında),yalnızlığa sığınıyor.Sevilme isteğim,sevmemek mücadelesine;özlenmeye olan hasretim özlemsizliklere koşuyor

Tüm bildiklerim değişiyor,hayatımdaki baskın hisler silikleş,iyor.Düşler ötesinde bir uzaklığa gidiyor her şey.Çünkü düş kurmanı yasak olduğu gerçekler arasında unutuyorum düş kurmayı.Ve ben yalnız,sessiz,kıpırtısız,gözyaşısız,ruhsuz;yanımda onur,direnç,inatla yaşadığıma kendimi inandırmaya çalışıyorum (yaşadığımı sanıyorum)....

Beklediğim

Uzunca süre beklediğim kimi anları yaşatıyor hayat bu sıra bana.Ama hiç bir şey hissettirmiyor bu beklenen anlar bana artık .Oysa bir zaman vardı ki o anların gerçekleşme ihtimali bile içimi rahatlatır,sinsi bir gülüş yayardı yüzüme.Beklenenlerin olmasıyla sanki tüm gözyaşlarım kahkahaya dönüşecek gibiydi bana göre,atılan kördüğümler çözülecek,canımı yakan ateş beni ısıtırken birilerini yakacaktı artık ya dalgınlıklar coşkuya dönüşecekti guya...İşte oldu yani düşündüklerim somutlaştı ama hiç bir şey hissettirmedi,ne bir rahatlama ne bir oh olsun duygusu...hiç bi titreme yok içimde

Ve anlıyorum ki geçmişteki anlar ötesine geçme vizesini almışım nihayetinde.Ne güzel diyorum, gülümsüyorum ama birkaç kısa saniye sürüyor bu.çünkü sonra geleceğe de geçemediğimi fark ediyorum.Bazı isimsiz haller hala benim hayatımda şimdimi oluşturuyor.Şimdiye bağlanıp kalmışım.

Soruyorum kendime hangisi daha zor geçmişten kopamamak mı yoksa şimdiye bağlı kalmak mı?
Karşılaştırmalar yapıyorum bir yandan aklımda bir yandan kalbimde.Geçmişten kopamamak gününü hapsetse de (ki mişli zaman insanın kendi fikrini değil de başkalarının söylentisini ifade eder ; ama buna rağmen) geç-miş diyebilmek bile bir umut simgesiydi diyorum.Şimdiye bağlanmaksa belirsizlikler, dengesizlikler,çözümsüzlüklerle dolu.Diğer yandan şimdiye bağlılıkta sınırsız olarak bana ait tek şeyi,düş kurma özgürlüğümü sınırlıyor.Ne vakit bir başka diyara,bir başka zamana,bir başka bana gitmeye kalksam o isimsizlikler de yanımda bitiveriyor ve kalıplara sokuyor beni.Geçmişten kopmamaksa yaşanan en yoğun duygunun özlem ve pişmanlık olmasına neden oluyor.Ama en azından şu an yani şimdiye bağlıyken daha mahrem yaşıyorum hüzünlerimi ve mutluluk pozları verebiliyorum bakanlara karşı.Böyle daha birçok artı ve birçok eksi koyuyorum ikisinin de yanına.
Sonuç mu ne? Basit bir sonuçsuzluk.Hangisi daha zor bilmiyorum.Ama hiç kimsenin bana Gül Bahçesi Vadetmediğinin bildiğim halde dikenler arasından gülleri de görebilmek umudunu taşıdığım için kendini seviyorum artık

Sığ Hiçlikler İçinde

Dönülmez gidişlerin ortasındasın sen ben vazgeçilmez,beklentisiz uğurlamaların içinde.Gidiyorsun....
Sadece bakıyorum artık ardından.Öylesine...gözlerim gözlerine değmezcesine...içim kalbinle birlikte atmazcasına...öyle ruhsuz öyle sessiz öyle durgun ...ardından....
Artık ne yanında ne önünde ne karşında ne yüreğinde ne de aklına biliyorum.Sadece ardındayım ve yalnız benim gölgemi görüyorsun şimdilik birazdan o da silinip gidecek.
Ben ne mendil sallayabiliyorum -ki biliyorum dönüşü yok bu gidişin-,ne de bu gidişi kendi dirlişim haline getirebiliyorum.
Sanki bir gün batıyor ve ben onu izliyorum ve bekliyorum yeni güneşin doğacağı tan vakitlerini. Doğumumla ölümüm arasında sıkışmış bu noktada bir gün bitiyor ve sadece bir yerde bi çiziğin sesini duyuyorum ama acısını hissetmiyorum.Kalkma dürtüsü kıpırdanıyor içimde ama ben yine hareketsiz sırf gidişini izliyorum,denizi izler gibi.Mavinin derinliğine odaklanmış ama sığ bir hiçliğe sığınmış durumdayım.
bakakalmak,bakadurmak ...fiilerinin çekimlerini ancak şimdi anlıyorum.ardından bakakalınca...

9 Haziran 2010 Çarşamba

Emanet Duyguların Saklambacı

Emanet duygularım var sana karşı,sahiplenilmeyi bekleyen
-ki bu kimsesiz duygularım bana emanet sonsuzluğunda saklanıyorlar-
Bir de yerleşmiş hüzünler var içimde senden dolay-
Bedenim her yere,olan ama olmayan şu dünyaya;
Ruhum yalnızlığa,çırpınan yürekse bir tek sana ait
sesim duvarların sağırlığında,gözlerimse kör bir aydınlık içindeyken
Düşünülen sen,unutulmaya çalışılan yine sen
Sevilen de nefret edilen de
duyulan da duyarsızlaştıran da
affedilen de af dilenen de
çağrılan da yok olması istenen de sen
hepsi bir tek sen
en eksik olan yanım sen
en tam olan yanım da sen(sizlik)
Ben şimdi sen,sen şimdi başkası...

Ağlatanların Ardından Yeni Bir GÜLÜŞ

Yüzünde huzur buluyorum,sesinde sevecenlik gözlerinse yabancı yabancı bakıyor bana.Benim içinse şu sıra hiç kimse senden tanıdık değil ve hiç kimse bilmiyor yüzümü tek güldürenin sen olduğunu.Ağlatansa ne çok bi bilsen..Senden önce ne çok incindim ne çok reddedildim ve ne çok bakakaldım gidenin ardısıra.
Şimdi gökyüzündeki dilek tutabildiğim tek yıldızım sensin ama nolurr kayıp gitme çünkü korkuyorum milyonlarcası gibi bu isteğimin de reddedilmesinden.
Artık içinde bol sevmek,özlemek,gülmek,tanımak,tanışmak fiillerinin olduğu senden sonralı cümleler kurmak istiyorum ki sensiz cümleler çok bayatladı ve dilimi yakıyorlar.

Doğru ya ben kimim biliyor musun ki bunları yazıyorum sana.Sahi insan tanımadığı birisini sevebilir mi?Bilemem ama biz iki tanıdık olmasak da iki yabancı hiç değiliz.Yine de önce sen beni tanımalısın.Zira ben seni gözler birbirine değdiği an tanımıştım belki de ama sen sadece bakmıştın görmemiştin.Bekliyorum beni görecek misin diye belki de o gördüğün an tanıştığımız an olacaktır....
Yine de hayatın senden geleceğini ummak hakkını saklı tutuyorum kendime,o ana dek.Öyle hayat vaad ediyor ki bakışların belki bu vaadler bana değil ama etlkisinden de kurtulmak mümkün değil.
Yalnızlığından başka sığınağı olmayan ve senin onu bulmanı uman bu tanımadığının senden tek dileği ona bakman ve gülümsemen.....öyle ağlatanlar oldu ki..şimdi seninle gülme vaktidir ömrün

12 Mayıs 2010 Çarşamba

kumdan kaleler

Kırgınım,yorgunum ve en çok ihtiyacım olan şey hatta belki de tek ihtiyacım olan şey:herkesten kaçıp kendime sığınmak.Oysa ne çok unutmuşum kendimi ve ne çok uzaklaşmışım içimdeki huzurdan.Bir gün,ki o güne kadar tanımadığım,sadece karşılaştığım, birisinin parmaklarından çıkan laflar ne de acıtıcı olabiliyormuş anladım.Belki hayatımın en büyük gerçeğiydi söylediği belki de tamiri olmayan hayalkırıklıkları yaratan bir iftira.Ne önemi var ki içim bu derece sızlarken,nedeni kimin umurunda.Beş para etmezden çıkan sözler bile yıkmaya yetermiş meğer beni ya da ince çizikler bununla birleşince bir deprem fay hattına döndü kalbimde.Artçılarını da kaldırmaya çalışıyorum şimdi.Ben kendimi demirleştirmeye çalıştıkça zayıflıklar birikmiş dört bir yanımda.Farkındalık halindeyim şimdi,bir zamansa bilinçsizlik denizinde yüzerek avuttum kendimi.Bilinçsizlikten farkındalığa geçtim de ,şu bulunduğum noktadan da demirden duvarlar arasına hapsedebilecek miiym kendimi,yoksa yine kumdan kalelerle savunmasız mı kalacağım tüm insanlara karşı???

24 Nisan 2010 Cumartesi

Tanımlanamayan Haller

Bazen..bazen oluyor bazen.ve insan kendini hiç ummadığı,tanımadığı duyguların içinde ve etrafını hiç bilmediği düşünce telleriyle çevrilmiş buluyor
Sebepsiz gülücükler,bağırarak şarkı söyleme isteği,aşık olma arifesinde küçük tesadüfleri mucize olarak nitelemek..Sonra eğlenceli bir günün sonundaki durgunluklar,ağlama isteği,kopkoyu bir yalnızlığın soğukluğunda bulmak kendini...ve bir kehanetçinin ağzından dökülen sözler fark ettiriyor onu tanımadan ona kavuşma isteği içinde olduğunu.en somut arzuların hayatın en soyut yönü olduğunu duyumsamak,onun da seni orada ,tam da senin gittiğin yerde, seni beklediğinin düşünü tüm gerçeklere tercih etmek,kaçmak cesaretini gösteremeden hep aynı noktada durmak onun senden gitmesine izin vermezken sana gelmesini de engellemek...üşüdüğünde onun ruhuna sarılıp ısınmak,kavrulduğundaysa onun tüm benliğinni tüm hayattan silip atmak arasında dengesiz kararlar almak
tüm bu tanımsız haller ve tüm tutarlı çelişkiler...işte aşk...

17 Nisan 2010 Cumartesi

mucizemsi anlar

Hiç ummadığım bir anda ama her an beklediğim bir anı yaşamak..ne güzelmiş bugün yeniden hatırladım :) seviyorum (böyle anları :) ) yani mucizeye yakınlaşan anları
Sabahın mahurluğu henüz üstümdeyken senle çakıştı yolum ...şaşırdım ve tüm mahurluğumu o andan öncesine bırakarak coşkulu başladım güne.Sen önde ben arkada sen benden habersiz ben sana tutkun yürüdük bir süre.Yüzümde salak bir gülümseme içimde çok anlamlı heyecanlar...sen yine aynı saflık yine aynı samimiyet yine aynı güzellikle devam ediyordun yoluna...bitti.. sonra yine anlık yitik bi mutluluktu yaşadığım dedim
ve bu alışkın olduğum düşünce kafamda yine karışıklıklar yaratmışken yeniden mucizeye yaklaştığımı hissettim.Çünkü sen vardın o anda ve senin olduğun her an mucizeye benziyordu ummadığım beklentilerimi yaşamaktı bu çünkü.Şimdi de önümdeydin ve kulağıma ulaşan sesinin titreşimleri içimde yankı buldu..yankılar yangınlara neden oluyordu kalbimde...öyle sendi ki o ses ve öyle parmak uçlarımda ve öyle dokunulması imkansız...
Senle başlayıp senle devam etti bugün ve dokunulması imkansız bu anlar bile kalbimi ısındırdı çikolata etkisi yaratrken günün devamında da mucizem olacağını bilmiyordum ve tanıştık ve karşımdayadın ve konuşuyorduk ve soruma cevap geliyordu senden...acaba dedim o an;acaba bu tüm meraklarımı giderecek bir başlangıç mı acaba seni bana çeken şey şimdi de beni sana mı getiriyoırdu?keşke..keşke tüm bitişlerimw seninle başlangıç yapabilsem tüm hüzünlerime seninle noktayı koysam ve "sana yeniden yeniden başlayabişsem"

1 Nisan 2010 Perşembe

Aşkın yollarından sevdaya çıksam

Eski baharlarıma olan nefretim beni sana getirdi.Mazi canımı yaktıkça ben gözlerine sığındım ve o sığınağa uğradığım her seferde herkesim sen oldun,hiçbir kimsem herkes oldu senden başka.
Seninle kendimi bütünleştirdiğim zaman biz bütünleşemiyoruz,eksik kalıyoruz.Ben adım atmaya hevesli bir bebek telaşlı heyecanımdayım; sen yürümekten yorulmuş bir ihtiyar yavaşlığında.
Cümlelerimin tükendiğini düşündüğüm o anda bir de baktım ki sen çıktın karşıma:yeni cümlelerimin sebebi,öznesi olarak.Yüklemler oluşturdun içimde,ruhumda,kalbimde (yani başlı başlı bende) ve nesne,etkilenen hep ben oldum yeni cümlelerimde,zarflar ise acıtıcı,keskin,umutsuz,biçareler hep...Kendi yalnızlığıda giriş yaptığım bu yazıyı "sen"inle gelişen ve "biz"le sonuçlanan bir hikaye yaratmak istiyoru.Yani aşkla,delilikle çıktığım bu yoldan sevdaya çıkacağım,sana uzattığı eli tutarsan eğer

Sahipsiz Uçurtma Yalnızlığı

Tek taraflı da olsa, yapayalnız bir aşk da olsa en azından bağlıydım bir şeye, birisine, sana...Tutunuyordum düşmemek için,yaralanmaktan korunmak için.Şimdi ise boşlukta, hiçbir yere tutunamadan karanlık bir boşluktayım.Düşüyor muyum onun bilincinde bile değilim.Havada asılı kalmış,oradan oraya sürüklenen bir uçurtma halindeyim.

Oysa ben uçurtma olsam da ipimin birisinin elinde bağlı olmasına alışmıştım,seviyordum bunu.Uzak diyarlara kaçamasam da seviyordum.Rüzgarda savrulurken aramızda bağ olmasına güveniyordum,mutlu oluyordum acılar içinde bile...

Söylesene havada uçan,ipine bağlı bir eli olmayan,sahipsiz bir uçurtmadan daha yalnız ne olabilir ki bu hayatta???

İşte ben böyleyim şimdi,senden sonra:kimsenin nereye uçtuğunu umursamadığı benim de zaten nereye gittiğimi bilmediğim bi uçurtmayım.Ne nereye gittiğimi ne düştüğümü ne de yükseldiğimi biliyorum,Her etkiye açık bir uçurtma...

Sonra ağaçlara takılmak istiyorum ya da direklere takılmak ve beklemek birisinin beni ordan kurtarmasını.Ama her tutunmak istediğim ağacın kendi dalları,kendi uçurtmaları,kendi bağlılıkları var;direklerinse kendilerine konmuş kuşları var benden önce gelen.

Ben hepsinden uzak,yeryüzünde tek başıma özgürlük havasında kendini avutan savunmasız uçurtma
Biri gelse,yetişse bana ve tutsa benim ipimi,yüreğimin elini ve gitmeme,gökyüzünde kaybolmama engel olsa

Uçsuz ufuklara doğru uçan uçurtmaya bakıldığında hayatta en özgür olduğu için en mutlu olduğu sanılır belki de.Oysa ki onun bağlanmaktan yoksun,bağlanmaya ne kadar muhtaç olduğunu düşünen oldu mu ki hiç?Birisine tutunmak ve ondan hiç kopmamayı,hatta kopamamayı ne kadar özlediğini, istediğinin sadece bu olduğunu hiç kimsenin hissetmemesi,hiç kimsenin bunu görememesi bazen onun için iyi oluyor ki hep ayakta,hep güçlü,hep özgür,hep bağımsız biliniyor.Bazense bu haller yalnızlığını daha da koyulaştırıyor, özlemlerini sonsuzluğa ulaştırıyor.Yalnızlık hissinin yanına anlaşılamamak,anlatamamak da eklenince elindeki özgürlük hiçbir şey ifade etmiyor ona

Zaten söylesene havada uçan,ipine bağlı bir eli olmayan,sahipsiz bir uçurtmadan daha yalnız ne olabilir ki bu hayatta???

25 Mart 2010 Perşembe

hep kal...hiç gitme

Alsan götürsen beni bitmeyecek yolculuklara
Limanım sen olsan fırtınalarda sığınacağım
İskeleden birlikte göz kırpsak hayata

Aşkın çapkın gülümseyişini seninle bulsam
Fakat hüzünlerimi paylaştığım da sen olsan
Şiirlerimi somutlaştıran
Ardımda kalanları bana unutturan
Ruhuma tek iyi gelen şey ...sen olsan...

Ben olsam eksiğini tamamlayan
Uğurlanan değil beklenen ben olsam
Rastlantılar getirse beni sana
Cezası bitse artık birbirimizi kaybetme suçunun
Uğrak yeri değil ikametgah olsa gönlün bana

hep olsan hiç tükenmesen içimdeki denizde...

24 Mart 2010 Çarşamba

bir de sen varsın

Dallarda tomurcuklar gördükçe sen geliyorsun aklıma;o dallar ki eski yaprakları şimdi toprağın altında uyumaktalar.O dökülen sararmış yapraklar daldan kopmuş olsalar da köklerin dibinde beklemekteler.Bekleyişleri sonucunda bir zaman gelecek ki yok olup gidecekler bir daha görünmemek üzere.
Yürekten de sararmaya yüz tutmuş insanlar kayıp gidiyorlar mevsimi geldiğinde-ki o mevsim doğadaki gibi 3 aylık bölmelere ayrılmış değil malesef.Yine de zor olsa da kalbinden atıyorsun vakti gelenleri dökülmelerinin.Onlar da bir vakit duruyorlar kalbinle aklın arasında bir yerde, gördükçe sızıların oluyor,gördükçe üşütüyorlar seni,gördükçe yalnızlaşıyorsun ve sonra tamamen karışıyorlar tarih denen toprağın altına bir daha anımsanmamak üzere

Şimdi kuru dallar vaktindesin...Ne bir yaprak var dalında ne de açmaya hazırlanan çiçekler.Yalnızlığı haykıran ama güçlülüğü de temsil eden bir ağaç var sadece hayatında.
Bu aralarsa bakıyorum minik kıpırdanmalar üşüşüyor başıma.Hafif bir rüzgar hissediyorum ruhumun tenini yalayıp geçen.Canlılık veriyor o yel bana;ardından ıslatmayan ama yumuşatan yağmurun altında kalıyorum.Ne zaman tomurcuk açtığını hissedemediğim yüreğimde çiçeklerin açmaya hazırlandığını anlıyorum.Mutlu oluyorum yeniden güneşe kavuştuğum, yeniden yağmurla buluştuğum,yeniden kalabalığa karıştığım için.
Sonrasında mı?Bilmem ki ne olacak belki ömürlük bir baharın içine girmekteyim şu anda belki de hissettiğim sadece yazdan kalma bir kış günü olacak.
Tek bildiğim ileride bir gün senin için,içimdeki çiçek için diyebileceğim tek cümle:bir de o vardı...Bir de sen varsın şimdi.Hem öylesine hayatımdan uzaksın hem de öylesine hayatımın içinde...

21 Mart 2010 Pazar

olsa(n/k)

Kış bitti karlar toprağın altına gizlendi,güneş göz kırpıyor çocuklara oyunlara çağırmak için.Dışarıda hayat sarının,beyazın solgunluğundan yeşilin tazeliğine,pembenin canlılığına çalıyor;renk cümbüşü içinde buluyoruz yine kendimizi
Bahar dallarında heyecanlar yeşermek üzere...Kışın yorgunluğunu üzerinden atmış doğa yeniliklere umutla başlıyor

Ben sonbaharda dökülen yaprakları geçmişte bırakmışım ama
yeni yapraklar açmaya ne gücüm var ne umudum ne de cesaretim...
Oysa ne güzel gözler var karşımda ne umutlar vaat eden ne aşık eden ne güldüren ne kendisinde beni kaybeden... o gözler beni alıp götürecekten başka diyarlara ben somut gerçeklikten çıkmaya korkuyorum.Yine yeniden yeni baştan sevmeye kapılmaktan sonra kırılmaktan,gücenmekten korkuyorum.Cesaretin var mı aşka şarkısını zamanın birinde kişinin birisine ithaf etmişken şimdi kendim söyleyemiyorum;korkaklığımı itiraf etmekten çekindiğim için.
Ve o gözlerin sahibinden korkuyorum;çünkü biliyorum ki hayran olacağım ona yakınlaştıkça;bağlanacağım karanlıkta gözlerim gözlerine değdikçe;sesini duymak ruhumu titretecek... Benden çok bir o olacağım diye korkuyorum ve susuyorum ve susturuyorum içimdeki tüm çığlıkları ve bastırıyorum havalanmaya çalışan kelebeklerimi

Her şeye rağmen diyorum yine de olsa ne güzel olur...olsan ne güzel olurduk...

18 Mart 2010 Perşembe

MASAL DİLEĞİ

Hayalkırıklıklarıyla dolu bir geçmişin üzerine inşa ediyorum şimdi seni,sana olan sevdamı.Ve sana her baktığımda senli olmanın imkansızlığı yetmiyormuş gibi,bir de geçmişin yaraları kanamaya başlıyor yeniden.Akıyor gözyaşlarım şimdinin üstüne ve geçmişle olan bağlantılar geleceğe set çekiyor
(Tek güzel şeyse sen...seni düşünmek...seni ummak...)

Ama hiç bir şey engelleyemiyor bu içimdeki kuş kanatları misali çırpıntıları...Ne geçmişteki pişmanlıklar,keşkeler durdurabiliyor bunu ne de gelecekteki beklentisizlikler...Engelleyemiyorlar zira ben seni zamansızlığın çıkımazında seviyorum.Zorlukların ortasında doğuyorsun kalbimde ve bu gönlümde gerçekleşen en güzel zaferim benim.

Umutlarımda hayalperest gerçeklik içinde geliyorsun bana,tutuyorsun elimi ve ben bulutlara dokunmuşçasına ürperiyorum;heyecandan.Bulutların mevcut olduğu mavi bir geleceğin içinde inançlı vaatler veriyorsun bana,bense sana tüm renklerin birleştiği beyazlıklar sunuyorum:

Her şeyi seninle yaşamak,hiçbir şeyi senle görmemek;incitanelerini seninle akıtmak üzüntülerde ve kahkahalarla şenlendirmek güzellikleri...seninle her şey güzel...
Sokak kaldırımlarında oturup dillendirilemeyen düşünceler içinde kaybolmak da hayata inat ıslıklar çalmak da seninle var,seninle güzel
Sevmek seninle güzel,sevilmek sensiz anlamsız.Düşler sen olduğun müddetçe gerçek,dünya sen olmadıkça boş

Şimdi ileride masala dönüşmesini istediğim bi şiir yaşıyorum seninle beraber,ki şiirler platonik duyguların,hüzünlerin tek sığınağı bu sıralar...

Meşru Sınırlarda

İçinde bağlar yoksa aşk değildir yaşadığın
Ve tüm istediklerin akıl dışıysa eğer aşkın en yoğun halindesindir
sonra vuslatı beklersin tüm benliğinle,tüm hasretinle
denizin durgunluğunda ufuktan geleceklere bakarcasına beklersin
sonra
sonra her fırtınada da vazgeçme niyetiyle ayağa kalkarsın
lakin öyle kuvvetlidir ki bu gelen rüzgar
direnemezsin,yenik düşersin aşkın yellerine
ve o an daha sıkı zincirler dolanır kalbine
mahkumiyeti delip geçemezsin

ve duygularına karşı en büyük yenilginde
aşka köle düşerken
maşuk dışındaki herkese karşı da özgürlük savaşını vermektesindir
hayattaki isyanların aslında aşkın kör sadakatine bağlanmaktan başka bi şey değil
bunu anlarsın,bilirsin de...
esaretin özgürlüğünden de vazgeçemezsin
zira bağlı olduğun tek şey de sana bağlı olucaktır
özgürlüğün tek meşru sınırındasındır artık

inanmıyorum artık

Bitti...
Duyguların sözle bitmediğini anlamak nasıl zaman aldıysa ; içimde beni benden alıp götürmeye yetmeyecek bir sen kalmadığı bu noktaya gelmem de o kadar uzun sürdü.Öyle ki kendimden uzaklaştım,benliğimi reddetme sınırından döndüm.Bu varış noktasından öncesinde geçmişimde kaldığını haykıran sözleri dillendirdiğimde bile hala benle olduğumu itiraf ediyordum usulca,sessizce,gizlice,kendimce...

Bitti...
Şimdi içimi kıpırdatan misafir duygular yaşıyorum...Yine geçici olacak o kimse aklıma takılıyor, gönlüme düşüyor ara ara.Ben senin ardından gözyaşlarımın bıraktığı nasihatlere tutunuyorum.Her kim ki kapımı çalıyor artık biliyorum ki girdiği o kapıyı çarpmaya bile lüzum görmeden terk edip gidecek.İşte bundandır ki bakışlara dokunmuyor gözlerim artık, sözleri duyumsamıyor ve sebepsiz gülümsemelere izin vermiyor aklımın vesayetindeki kalbim.Bitti ve yeni yelkenlere başlamak istiyor...istemiyor...çünkü biliyorum artık öyle şeyler olmadığını
İnsanı sebepsiz mutlu edip içini titreten,gözünün ışıltısını parlatan,yüzüne ayrı anlamlar katan,insanın kendisini hep başkalaştıran o duyguların olmadığını biliyorum...hepsinin sahteliğini gördüm nicedir ve masallara inanma yaşını nihayet geride bıraktım

15 Mart 2010 Pazartesi

Kışta Aşk, Aşkta Kış

yılın ilk karı

kar taneleri nazlı bir kız çocuğu
kar taneleri hafif bir rüzgar
aşk bazen ılık bir meltem
bazen sert bir fırtına olup gönlümde
kendinden başka ne varsa akılda alıp götürüyor
tüm bedenimde kendi hükümranlığını kuruyor
dışarısı beyaz bir battaniyeyle kucaklaşırken
ben aşkın çocuksuluğu,masumluğu,heyecanıyla ısınıyorum
öte yandan da şiddeti,asiliği,karşı konulamaz etkisi
tutsak ediyor beni kendisine

kar taneleri ufak,kar taneleri cılız
her biri hep aynı
her biri hep farklı
ben yine bir aşkın pençesinde
yine aynı teleşlarda
ama hep farklı heyecanlarda...
farklı gözlerin farklı derinliklerinde kayboluyorum

kar taneleri ateş koru
kar taneleri gülücük sebebi
gönül cam kırılganlığında,
duygularsa demir gibi güçlü
yok etmek için yaktığım ateşler
beni kavurdukça daha çok tutunuyorum aşka,sevdaya


ve bir kışa girerken aşık oluyorum
aşık olurken ruhum kışa dönüşüyor
kıştaki karamsarlık,umutsuzluk,yalnızlık var aşkımda
hem üşüyorum sıcak mevsimlere göç etme niyeti içinde
hem de soğuğun büyüleyiciliğinden kopup gidemiyorum

aşksızlığa ulaşamadım
aşk madalyasının bi yönündeyim şimdi
yüzü karanlıkta kalmış
güneşin bi gülümsemesini bekliyor yürek

10 Mart 2010 Çarşamba

"Kanatlarıma Güvenen" Bir Ben

Her pişmanlıkta aynı cümle :"artık değişeceğim"...ama sonra hiçbir şey değişmiyor.Belki bikaç gün farklı tavırlar içinde olabiliyorum ama sonucunda hep aynı noktada kaldığımı fark ediyorum.Tüm hataları silmek istiyorum ve bir daha hatırlamamak ya da en azından her şeyi içimdeki sandıkta kilitli tutmak.Ben böyle istedikçe gizlemeye çalıştıklarım ortalığa savruluyor;ayakta durmaya çabalarken ne kadar zavallı konumlara düştüğümü görüyorum üzülerek...
Bu sefer de yeni cümleler kurmakla başlıyorum işe.Yine "artık" kelimesini başa koyuyorum.Yinelenen bir durumun içinde gibi görünsem de labirentin çıkış yolunu görüyorum.Sorgulama odalarının içinde kendimi kaybetmek yerine tutunmak gerek hayata;aslında hayata da değil kendime tutunmam her şeyin üstesinden gelmemi sağlayacaktır.Çünkü hayat=benim;ne başka dertlerim ne aşklarım ne dost dediklerim ne de ailem...hiç biri tek başına hayat değil sadece ben tek başıma hayat'ım ki diğerleri her biri benim içimde saklı;benim parçam.Şimdi içimdeki parçacıklara bölünmeksizin bütün bir ben olarak devam ediyorum her şeyi ardımda bırakarak..Şimdi elimi tutacakların sıcaklığıyla üşümem geçecek,kendi umutlarımla hüzünler kaçışacak,yarınlarla hoşgeldinler artacak...

Veeee içimin en acıdığı anlardan birinde tek başına yanımda duran o insan sayesinde görüyorum ne halde olduğumu ve onun sözleriyle yeni beni özlediğimi anlıyorum;beni kıran değil kırgınlıklarımı tamirimi sağlayacak olan..."kanatlarıma güvenme"mi sağlayan...

Kendimi tanımayı bir türlü başaramayıp doğru seçenekleri seçmesem de o insanın hayatımda olması çok güzel bir şey...
Eskilerden kurtulup yenisini almak vaktindeyim :)

9 Mart 2010 Salı

eskiden..sen..şimdi başkası..

Bir zaman vardı ki
duygular sanaydı;düşünceler sana
mutluluk seninleydi hüzün sensizlikle

Şimdiyse
kırgın sözcüklerim,şiirlerim sana
umutlarım,gülücüklerim başkasına
anılar seninle yaşanıyor
düşlerde başkası başrolde
hayalkırıklıkları senin yüzünden
heyecanlarım başkasının gözlerinde
pişmanlıklarım senli cümlelerde
keşkelerim başkasının nesneliğinde
duyguların sızlaması sana dair
kalbimin çırpınması başkası için
eskiden sen olan ; şimdi başkası oldu
çünkü ben senin sokağından başka sokaklara çıktım
sevilmek,sarılmak,tutunmak adına
hala ardıma baksa da gözlerim
gönlüm yeni mahallesinde umutlu günler peşinde şimdi

7 Mart 2010 Pazar

GİTMEK (Can YÜCEL)

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.


Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.

Bir yolculuğun yazdırdıkları

Sevmek miydi yaraların sebebi;yoksa sevilmemek miydi bu içimi sızlatan şey?
Yürekteki yangın özlemekten miydi yoksa yalnızlığın yakıcılığından mı?
Susmak;dert anlatamamanın sonucu mu yoksa tek ifadesi mi bu bendeki deliliğin?
Ne desem olmuyor.Doğru cevabı bulamıyorum ; şıklar eleyip kalanlar arasında seçim yapamıyorum. Olmadık bi zamanda olmadık bi mekanda takılıyor aklım sorulara.Mesela bir film repliğinde düşüyorsun içime neden yoksun diye.Sonra bir ezgiyi mırıldanırken ürperiyor içim kimsesizliğimle yüzleşince.Bazen de hiçlikle meşgulken saflığıma,aldanmışlığıma,kanmışlığıma üzülür buluyorum kendimi.Saplantılı hallerimle sorgulamamsa her daim devam... Yazmakta,düşünmekte,konuşmakta,susmakta kendim varım.Sorularda herkes var.Bazen sorulardan çıkarıyorum kendimi ve kararlar alıyorum silmeye dair.Siliyorum yeniden yazılıyor içimdekiler;yeniden özleniyor kişiler ve yeniden seviliyor olmaz olmazlar...
sonra sen yoksun kimse yok ben de yokum; sadece süzülen gözyaşları var boşluğa ve yok olmuş zamanlar

5 Mart 2010 Cuma

Hiçlikte Varlık

Cümlelerin içinde yaşıyorum seni
ve kelimelerin hecesinde duyuyorum aşkın sıcak nefesini
sonra gecenin yıldızında dilekler tutuyorum sevilmek adına
sabahın umudundaysa tek sen geliyorsun aklıma
bi tek gülümsemen buzlarımı eritiyor
ve bi tek senin bakışın gözlerime değiyor
başka herkes teğet geçiyor durağımdan
sen gözlerinle gönlümü çalarken
ben paralel doğrular çiziyorum senin yüreğine
ve hiç çakışmıyorsun,hiç tutuşmuyorsun benimle
hiç duymuyor ve hiç duyumsamıyorsun varlığımı
beni sende hep hiçmişim gibi
yoklukla malul eden seni;
ben içimden atamıyorum
sen bende hep var olmuş gibisin

"aklımda sana karşı isyan
kalbimde seninle devrim yaşanıyor"ken
sense yine bihaberken
ben bi tek senin gözlerinde kaybolmak istiyorum
bir daha ortaya çıkmamacasına
başkalarının gerçekler aleminde hayalet olurcasına
ve içimde,içinde biz olurcasına


ben sensizliğinde mahkum
sen hiçlikte var ediyorsun beni
bilmiyorsun

......................

Şiir
Okuyorum dalıyorum yalnızlığıma
okuyorum boğuluyorum sensizliğimde
okuyorum yitiriyorum kendimi senin yüreğinde

şiir
yazıyorum kalbimden geçen cümleleri
yazıyorum ; seni seviyorum
yazıyorum ; senden nefret ediyorum
yazıyorum ; senden gidiyorum
yazıyorum ; sana geliyorum

şiir
okuyorum yazıyorum
cümleler içinde yaşıyorum
cümleler içinde ölüyorum
okudukça yazdıkça hissediyorum
okudukça yazdıkça hissizleşiyorum

şiir
tüm yaşamım
tüm gerçeklerim
yüm yalan hayallerim

şiir
en ağır ölümüm
tek sığınağım
tek umudum
tüm çaresiz umutsuzluklarım

Kendimden Sıkkın;Senden Yorgun

Seni sevmekten yoruldum...
Sana umutlanıp da boşluklarda yalnız kalmaktan,
özleyip de görememekten,
düşünüp de düşleyememekten,
isteyip de sarılamamaktan
en çok da aşka yasaklı olmaktan
Yoruldum...

Senden bağımsız bir ben olmakken tek isteğim ;
benliğimi senin kaplamandan yoruldum.

Gülücüklerimin sahte olmasından,
gözyaşlarımın hep sana çıkmasından...
yoruldum...

başıma saracak başka bir bela arayıp da bulamamaktan,
bulduğumu da yitirmekten yoruldum..
Gönlüm gece renginde yaşarken
yıldızsın diye sana tutunmaktan,
üşürken seninle ısın(ama)maktan yoruldum...
Kendimden bile usandığımda sana sığınma ihtiyacından,
maziden kopamayıp da geleceğe yalnız geçememekten
yoruldum...

Ben senden yoruldum;
en az kendimden sıkıldığım kadar

4 Mart 2010 Perşembe

ŞİMDİ SADECE BEN

Vazgeçilmezims(d)in -öyle sanırdım-
adını anmadan gün bitmez
suretini hayal etmeden sabah olmazdı
düşler evinde sıcaklığını hissetmeden ısınmaz
gerçekler içinde sana bakmadan gülmezdi yüzüm

sonra gittin
sen gittin ben bittim
dedim kendime -ki öyle değilmiş
anlıyorum ki
tıpkı sen gibi ; tıpkı olmayan bir biz gibi..
tıpkı arabesk gibi...yaşamışım ben senle
oysa ben umut şarkılarıyla ısınırdım senden önce
hüzün gölgeleri değil gülümsemeler kaplardı yüzümü
bitmek değil başlamaktı hep yaptığım

gitmenle gördüm ki senle kendimi unutmuşum
artık yitip gidenleri değil kendimi arıyorum kendimin içinde

ve şimdi yeniden öğreniyorum
karanlıkta da görmeyi;
gözlerin olmadan gülmeyi
sesini duymadan işitmeyi
ve seni hissetmeden yaşamayı...
çünkü şimdi sadece benim...
sadece ben...

MÜLTECİ

aşklarımda mülteciyim her daim
her birinde öylesine naif, öylesine kırılgan
öylesine savunmasız ve öylesine aşık
öylesine yerleşme niyetindeyim
tek vatanım;tek sıcaklığım;
tek yalnızlığımın paydaşı olsun istiyorum o
o ise aidiyetimi kabul etmiyor
sadece öylece bakıyorum gözlerine
öylesine konuyorum gönlüne
o kadar;
fazlası değil

ve fakat aşık olunanlar göçmen kuşlar misali
transit geçiyorlar gözümün önünden
gönlümün en dibinden
ruhumun yalnızlığından

bu kalp onsuzluk aidiyeti içinde kaybolup giderken
ben onunki dışında hiçbir gönlün vatandaşlığı istemiyor
sadece vatansız duygularımın himayesine sığınıyorum

"ÜÇ MAYMUN"CULUK

Ben bu ara sürekli üç maymunun içinde hissediyorum kendimi.Bildiğim ne kadar şey varsa göz ardı etmeye çalışıyorum.En başta kendi duygularımı inkar ediyorum kaçıyorum;kendimi reddediyorum.Onu seviyorum, özlüyorum,nefret ediyorum ;gelsin istiyorum susuyorum,tıkıyorum kuklağımı kalbimin sesine görmüyorum onsuzluğumun yoğunluğunu..Sonra başarısızlıklarımı gözardı ediyorum.Sonuçsuz kalan çabalarımda önemli olan katılmaktı cümleleriyle avutuyorum kendimi.Yalnızlığımda kendimle yapmacık sırlar oluşturuyorum.Kendimi kendimden gizliyorum..

Bireysel görmedim-duymadım-bilmiyorum felsefesi bazen kendimizi aldatmamıza yol açsa da bazen de Pollyannacılık şekline bürünerek mutlu eder bizi.

Peki toplumda yaşayan biz sağırlar,biz amalar,biz dilsizler topluma bir güzellik katabiliyor muyuz?Yoksa sadece kaçıyoruz kaçtığımızı mı sanıyoruz soırunlardan, sorumluluktan,suçluluktan?

Yaşadığımız toplumda hepimiz birlikte üç maymunculuk oynuyoruz.Olan biten her şeyin farkındayız ama farkında değil numarasına yatıyoruz ve bunun içindir ki hiçbir şey yapmama suçunun ancak ihmal suretiyle işlenmiş olduğunu söyleyebiliyoruz.Halbuki hepimiz kasıtlı suçlar işliyoruz bu toplumda. Komşumuzun karısı dövülüyor susuyoruz; 9 yaşındaki kız çocuğunun hayatı mal karşılığı elimizden kayıp gidiyor susuyoruz; haksızlıklara susuyoruz ;bize dokunmayan yılanları elimizle besliyoruz;ötekiler götürülürken susuyoruz ve konuşacak kimsenin kalmadığını ancak sıra bizi götürmeye geldiklerinde anlayacağız tıpkı hitler dönemi rahibi Martin Niemöller gibi...
Üç Maymun'u oynayan herkes suçun mağduru,herkes suçun faili..

Sonra aslında reddettiğimiz ama yan ceplerimize biz fark etmeden konulan harçlıklar(!) karşısında susuyoruz bazen de konuşur numarasında onların doğrusunu seslendiriyoruz birer kukla olarak.Ve sonra karanlığın en dibinde bu oyuna katılmayan birileri çıkıp ve kalbindeki ışıkla meşale yakıp da herkes duysun diye avazı çıktığı kadar bağırınca ; kulaklarımız tırmalanıyor anlamlandıramıyoruz bu rahatsızlığımızı.Oysa kendi benliklerimizin çatışması bu yaşadıklarımız ve kökenine inmeksizin o sesi yok etmeye hedefleniyoruz sonra yine rahat yataklarımızda uyumaya devam edeceğiz çünkü...

Uyumaya devam edelim nasılsa bizim içn geldiklerinde şu cümleleri söyleme çaresizliği içinde olacağız:

Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım;
Çünkü ben sosyalist değildim.
Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım;
Çünkü sendikacı değildim.
Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım;
Çünkü Yahudi değildim.
Sonra beni almaya geldiler;
Benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı. (Martin Niemöller)

HAYAL MEYAL

Hayalle meyal arasında bi yerdesin sen
geçmişle geçmemiş arasında bir zamanda
gelmekle gitmek arasında eylemlerdesin
gülmekle ağlamak arasında bir duyguda gizlisin

ben
sensizlikten kurtulma çabasında
yalnızlığımla yalnız kalma umuduyla
hüzünleri kovmaktayım hayatımdan
doğudan batıp ; batıdan doğan güneşler yaratıyorum
tüm karamsarlığımı bastırmak adına
tüm düşleri içimden temizlemek
ve gerçekliğin içinde mutluluk türetmek
biçilen tek rol şimdi bana
o oyunun içinde oyalanıp duruyorum öylece

biz ise
yok olmama çabasıyla anılara sığınan
dengesiz ruhumun yansımasından başka bir şey olmayan
aslında bir hiç...

3 Mart 2010 Çarşamba

Çıkmaz Sokak Tesadüfleri

kaderinin tüm çizgilerinin kalbine dokunmasına değecek güzellikte olmasını dilediğim
ve de öyle olacağını bildiğim canıma


"İnsan kaderine yürüyor
B.Ö."


Kendini çıkmaz sokaklarda hissetsen de bazen
en sonunda aynı noktadasın aslen
aklının planlarıyla kalbinin istekleri çatışırken
sen kaderine yönelmiş gidiyorsun farkında olmadan

hiç olmamalı dediğin bir şeyin içindesin bir an
istemediğin bir anda ; bir yerde; bir zamandasın
çıkmaz sokaktayım dediğin o vakitler
belki sadece anlık bir tesadüf
belki de kaderinin ta kendisi
ya da hiç biri değil de
bir dönemeç ;
geçmişin acılarından doğup
yarınların güzelliklerine yönelen bir dönemeç...
ve bilirsin her yeni yöneliş
bir eskiye dönüşü gerektirir
her başlangıcın bir bitişle beraber yola çıkması gibi

işte maziyle bu rastlaşma sırasında
yüreğinden geçen pırıltılar da
hayatının dört bir yanına döşenmeye başlamış bile sen görmeden
ve yine bu sırada
hiç fark etmediğin bir ışık çekecek kendine seni
yeni bir yolu aydınlatan ışık
sonrasında gidiyorsun kaderine
aslında ters yöne niyetlenirken…..

sanma ki niyetlerini tersi sana mutsuzluk getirecek
sanmadığın ummadığın yönlerde;
sanmadığın ummadığın bekleyenler karşılayacak seni
tüm hak ettiğin değeri sana sunmak için…

şimdi bekle sadece bekle

Tanımlara Mahkum Olmak

özlemlerin suskunluğunu yaşamak
bizzatihi aşkın kendisinden kaçmak
ya da öyle yaptığını sanmak
kendini bile kandıramadığın kötü bir yalandan ibaret

her sözcüğünde onu yad edip
hiç ondan bahsetmemek
tek derdin onsuzluk olup da
başka dertlere ağlıyor gözükmek
sonra tek ihtiyacının yalnızlık olduğuna inandırmak kendini
bir imkansız sevdadan da zor,yakıcı,yok edici

aşkın yüzüne kondurduğu gülümsemelerle avutmak kendini
sonra gözler,mekanlar,zamanlar içinde dolaştığını fark etmek
mazideki dar vakitlere sonu gelmemiş anıların sığdığını görmek
minicik bakışların yürekte ne çok yer kapladığını hissetmek

işte sürekli böyle haller içindeyim
tanımlamalar içinde kaybolup gidiyorum
hislerimi yaşamak yerine adlandırıyorum sadece
tek başıma...
oysa tek istekleri paylaşılmaktı başka duygularla

sonuç mu
müebbet hapse mahkumlar tanımlamalar içinde
ve sınırdışı edildiler tüm yüreklerden

2 Mart 2010 Salı

med-cezir arasındaki mesafelerdeyim

Herkesin hep aradığı ama çoğu insanın da hiçbir zaman bulamadığını söylediği şey mutluluk....Neden bu kadar kıymetli;her zaman zıttını kederi yaşadığımız için mi?Yoksa ona yüce anlamlar yüklüyoruz da bulduğumuzu da kum tanesi gibi akıtıyoruz da ondan mı?Ortak istek mutluluk ama yolları öyle karışık ve öylesine farklı ki...O yollarda herkesin kendi bahaneleri var ,herkesin kendi avuntusu,herkesin kendi pişmanlığı,herkesin kendi umutları...Ve soruların da herkeste farklı cevapları var.Bense cevaplamaktan korktuğum sorularımla kendi yalnızlığımda boğuluyorum.Oysa ki o kadar nettim ki,yani kendimi tam da her şeyin çözüm noktasında olduğuma o kadar inandırmıştım ki,ama sonra bir de baktım her şey allak bullak:az gidip uz gidip de bir arpa boyu yol alamayan masal kahramanları gibi ben de bulmacayı tamamladıkça daha da kördüğüm hale getirmişim kendimi.Ya siyah ya beyaz...ya doğru ya yanlış...ya sabah ya gece...ya hep ya hiçÇİ olmaya çalıştıkça griler içinde,gün ortasında,doğruları bulamadığım hiçlikle heplik arasında sıkışıp kalıyorum.Belki de zaten tüm hayatım boyunca yaşayağım bu med-cezir manzaralarından hiç kurtulamayacağım, bilmiyorum.Sadece med-cezirler arasında yaşadığım ruh yorgunluğum geçsin istiyorum artık ki gönülden gelen yaşlarım da tükenmek üzere.O yaşlar da beni terk ederse ne dayanacağım bi omuz kalacak ne de gülümsemek için kendimde güç...o yüzden nolur gözyaşlarım tükenmeden...gel.. ve parmak uçlarınla yanağımdan yaşları silerken tüm muğlak hallere de bir son ver hayat...